21 Ocak 2018

Bugünkü savaşımız zaferi kaçınılmaz olan haklı bir savaştır/Perspektif

Düşman bütün olanaklarıyla saldırıyor, stratejik imha saldırılarıyla kesin sonuçlara ulaşmak istiyor. Teknolojiyi esas alan düşman geçici taktik başarılar elde edebilir, devrime darbeler vurabilir. Ki, bu saldırılarda kayıplarımız artmakta, ödediğimiz bedeller ağırlaşmaktadır da. Mücadelenin ve devrimin bedeller üzerine inşa olacağı bilinmektedir. Düşmanın bugün ki taktik üstünlüğüne karşı, stratejik üstünlüğün bizlerde olduğu unutulmamalıdır. Faşist iktidarın baskı, saldırı ve katliamlara ağırlık vermesinin özel nedeni sarsılan iktidar şartlarıdır ve sarsılan iktidarı ayakta tutarak sürdürme kaygısıdır. Bu iktidar gibi bütün gerici sınıf iktidarları da iç çelişkisi gereği köhnemişliğine gömülüp yıkılmaktan kurtulmayacaktır. Bütün bir halkı katledip kıyımdan geçirerek tüketemez, bir zafer elde etmeleri düşünülemez. Halk kitleleri var oldukça ve sınıflı toplum realitesi devam ettiği sürece, sınıf çelişkileri zemininde sınıf savaşları kaçınılmaz olacaktır. Bugünkü savaşımız işte bu diyalektik içinde vücut bulan ve zaferi kaçınılmaz olan haklı bir savaştır

HABER MERKEZİ(09.12.2017)-Bir tartışma demiydi ve yoldaş sıralarından bir ses yükseliyordu; net, yalın ve sade itirazla! ‘’Ne demek düşman saldırıyor? Tabi ki saldıracak, çünkü biz devrimciyiz!..’’  İşte mesele bu kadar açık, bu kadar yalın… Bizler devrimci Komünistleriz ve varlık gerekçemize uygun olarak gerici sınıflar devleti ve her türden iktidarına karşı savaşmaktayız. Bundandır ki, düşmanın bizlere saldırması olağan ve sınıf karakteri gereğidir. Biz Komünist devrimciler savaşa başvururken düşmandan medet beklemeden en amansız kavga bilinciyle düşmana meydan okuduk. Sınıf düşmanları olarak bir savaş yürütüyoruz. Sınıf savaşı ve sınıf iktidarı uğruna bir savaş… Bu doğasına uygun olarak da içinde bulunduğumuz savaş acımasızdır, yıkıcıdır, ölümcüldür. Düşman saldırıyor, acımasızca, barbarca saldırıyor. Saldırıyorsa düşmanlığımızı layıkıyla temsil ediyoruz demektir. Bunu geliştirerek savaşın da hakkını vermek, savaşarak savaş kazanmak yolunu benimsemek durumundayız…

Uzlaşmaz sınıf çelişkilerinin sert toprağında nasır tutmuş tarihsel bir düşmanlık zemininde savaşıyoruz düşmanla. Düşmanlığımız sınıfsal niteliğe oturan köklü, derin ve bir o kadar da keskin ve kesindir. Ne ara yol vardır bu düşmanlık zeminindeki çelişkinin çözümünde ne de uzlaşma yolu. Çelişkinin niteliği, çelişkinin zor esasına dayalı çözülmesini şart koşar. Mesele iki temel sınıf olan proletarya ile burjuvazinin iktidar mücadelesidir. Bir sınıfın öteki sınıftan iktidarı alması yalnızca ve yalnızca o sınıfın düşmanı olan sınıfı savaş yoluyla alt edilmesiyle mümkündür. Bundandır ki, uzlaşmazlık zemininde karakterize olan bu iki sınıf arası düşmanlık veya çelişkide, ilke olarak, ekseriyetten, esasen ve son tahlilde şiddetin çözüm metodu olarak kullanılması zorunlu tek yoldur. Her çelişki niteliğine uygun biçim ve yöntemlerle çözüleceğine göre, uzlaşmaz sınıf düşmanlığı çelişkisi de bu niteliğine göre savaş metoduyla çözülür…

Tereddütlü her düşünceye, karamsar ve şartlara teslim olan her yaklaşıma, tasfiyeci pasifist her çizgi ve teslimiyetçi anlayışa karşı bu uzlaşmaz sınıf düşmanlığı ve çelişkisinin doğru okunması kadar, hatırlanması da ihtiyaçtır. Bu çelişkinin niteliği ve bu niteliğe uygun çözüm metodu unutulup her hangi bir vesileyle silikleştirilirse burjuva ideolojik eğilimlere savrulmak kaçınılmaz olur. Aynı biçimde net devrimci duruşun temsil edilmesi ve mücadelenin gereklerine uygun ideolojik-siyasi-örgütsel/askeri pozisyon almak da bu sınıf düşmanlığı ve çelişkisini doğru tarif etmekle mümkün ya da alakalıdır.

Sınıflar çatışmasının keskinleştiği ya da faşist saldırıların barbar boyutlarda ağırlaştığı koşullarda, bir taraftan devrim özsel refleksiyle sertleşirken, diğer taraftan sağ teslimiyetçi pasifist eğilimlerin boy verip gelişmesi de gündeme gelir. Sınıflar mücadelesi seyrinde genel bir durum olarak yaşanan özü tasfiyeci düzen içi reformist eğilimler, bahsini ettiğimiz bu ağır koşullarda daha da güçlenerek hortlarlar. Bu diyalektik bir gerçektir yadsınamaz. Yadsınamaz ama mücadeleyle karşı konulmasından geri durulamaz.

Bahsini ettiğimiz eğilimler teorik çizgi formülasyonları biçiminde gündeme gelebileceği gibi, sosyal pratikte de vuku bulurlar ki, bunlar zımni bir çizgiye denk gelirler. Ülkede tasfiyeci ve reformist çizgilerden bahsetmek hepten mümkün ve bunlar burjuva liberal kulvarda gelişip giderek düzen içi burjuva liberalizmi ve sivil toplumcu anlayışlarla birleşmektedirler. Bizlerin bu masada eli sağlamdır esasta. Fakat sosyal pratik dediğimiz alanda ciddi sorun ve eksikliklerden bahsedebiliriz.

Bedel ödenmeden mücadele geliştirilemez!

Daha açıklayıcı ifade edersek; teorik söylem, savunu ve çizgimizde esasta sorun yok. Bu zeminde devrimci zemindeyiz. Bütün çalışma ve çalışma alanları dikkate alındığında aynı şeyi, yani anlayış ve duruştaki zayıflık veya pasifist tutumu her alan için iddia edemeyiz. Ancak aynı şeyi her çalışma alanı için söyleyemeyiz. Bazı alanlarda açık faşizm uygulamaları ve OHAL-KHK’lar yönetimiyle pervasızlaştırılan ağır faşist baskıların faaliyet ve çalışmalarımızı sınırlayarak daralttığını söyleyebiliriz. Kuşkusuz ki, ağır faşist baskı koşullarını yok saymak gerçekçi olmaz. Bu baskıların faaliyetlere yansıması bir yere kadar anlaşılırdır. Ancak bir yerden sonra bu baskılara rağmen bedeller pahasına mücadele görevlerini omuzlamak zorunludur. Tam da bu noktada, ‘’düşman tabi ki saldıracak; çünkü biz devrimciyiz!’’ diyen yoldaşların, faşizme karşı omuz omuza diyen kitlelerin sesini ‘’duymak’’ gereklidir.

Devrimci mücadelenin bedelsiz yürütülemeyeceği ve mücadelenin bedel ödemeden geliştirilemeyeceği kabul gören genel doğrudur. Aynı biçimde hiçbir siyaset de bedelsiz yürütülmez. Çünkü bizler silahlı düşmanla savaşmaktayız, tepeden tırnağa militarist bir devletle, faşist bir iktidarla mücadele etmekteyiz. Siyasetimiz de bu zeminde biçimlenmekte ya da yürütülmektedir. Siyaset ve mücadelemiz ideolojik mücadele değildir. Burjuvazinin kendi arasındaki kavgalara ve bu kavgaların gerici çıkarlara endeksli pazarlıklar ve diplomasilerle yürütülen siyasete ve kavgalara hiç benzemez. Tamamen uzlaşmaz sınıf düşmanlığı ve çelişkileri zemininde mücadele etmekte, siyaset yürütmekteyiz. Bu mücadele, kavga ve siyasetimiz tabiatıyla bedeller pahasına yürütülebilir, geliştirilerek ilerletilebilir. Bundandır ki, kavga etmeden kavgayı, savaşmadan savaşı kazanamayız demekteyiz.

Mutlak bedelsiz, kayıpsız, acısız ve ölümsüz bir mücadele yürütülemeyeceği gibi, hiçbir siyasetimiz de mutlak biçimde bedellerden muaf tutulamaz, bedeller dışında tasavvur edilemez. Elbette karşı-devrimin azgın saldırıları karşısında kendimizi korumayı bilmeli, bunu anılan belli dönemlerde taktik siyasetler biçiminde yürütmeliyiz. Ancak bu siyasetimiz mutlak biçimde bedelsiz bir süreç olarak tarif edilemez, algılanamaz. Kendimizi korumayı başarmalı ama buna koşut mücadele görevlerini yerine getirmeyi de başarmalıyız. Mücadeleyi tamamen veya esasta durduran bir koruma siyaseti yoktur, olamaz da. O halde buna denk gelen algı, pratik ve tutum hatalıdır. Doğru siyasetlerin kişisel eğilim ve zaaflarımıza payanda edilmesi ise kabul edilemez. Yoldaşlarımız can bedeli savaşıp toprağa düşerken, bizlerin hapse düşmeyi göze almayan bir sağlamcılıkla devrimcilik yapmayı ya da bedelsiz bir mücadele hayal etmemiz düşünülemez.

Bedel ödemeyi göze almayan bir mücadele ve siyaset ne başarılı olabilir ne de yürütülüp geliştirilebilir. Bedel ödemeden mücadele yürütülüp geliştirilemez. Kavgaya girmeden kavganın geleceği hakkında fikir yürütülemez. Savaşa girmeden savaş kazanılamaz. Bütün bunlar bedel ödemeyi göze almayı gerektiren süreçlerdir. Ki, son aylarda verdiğimiz kayıplar da bunu tanıtlamaktadır. Ölümsüzleşen yoldaşlarımız bu serüveni yazmaktadır…  Savaş ve mücadele konusunda ne kadar ahkâm kesilirse kesilsin, bizzat savaş ve mücadele pratiği verilmeden veya bu pratiğe girilmeden gerçekte bir yol ilerlenemez, savaş namına haklı bir söz söylenemez. Dahası, Şahin yoldaşın ‘’Kudretli olalım, cüret edelim, ileri çıkalım!’’ direktiflerinin arkasında durmamış, o direktifleri boşa çıkarmış olunur…

Eksikliklerimize dönük öz-eleştirel yaklaşımımız belli bir gerçeği ifade etmektedir. Ancak bu eleştirel yaklaşımdan hareketle partimizin bütün faaliyet ve çalışmaları olumsuz olarak değerlendirilemez. Savaş siperlerinde can bedeli kavga yürüten yoldaşlarımızın en zorlu şartlarda gösterdiği mücadele kararlılığı hiçbir gerekçeyle karartılamaz olumluluktur. Yine çeşitli alanlarda savaşı geliştirme perspektifiyle görevler yürüten, bedeller ödeyen yoldaşlarımızın emek ve çabaları, partimizin yürüttüğü çalışma ve planlamalar küçümsenemez olumluluklardır. Ne var ki, ne hep olumluluk ne de hep olumsuzluk vardır. İkisi de bir arada bulunmaktadır. Başarılı savaş, emek ve fedakârlıklarla örülen kararlı mücadele pratiği gibi, devrimci dinamizmini yitirip pasifizmin kulaçlarına düşen çalışmalarımız da vardır. Açık faşizm ağır baskıları altında gerileyerek bedel ödemeyi göze almaktan sakınan belli bir eğilim ve eksikliğimiz mevcuttur. Ve bu durumun aşılması elzemdir.

Kurtuluş ve özgürlüğe varmanın yolu savaşmaktan geçer

Kırılma pahasına, en ağır bedel ve kayıplar vermemize karşın, savaşmak ve savaşı geliştirmek zorundayız. Kurtuluş ve özgürlüğe varmanın yolu buradan geçer. Dahası gerici hâkim sınıflar devleti ve faşist iktidarları bunu dayatıp zorunlu kılmaktadır. Özellikle günümüz şartlarında faşist devlet ve iktidara karşı silahlı savaş yürütmek çok daha kaçınılmaz, çok daha haklı, çok daha anlaşılır ve güçlü gerekçelere sahiptir. Gazetecilik ve haber yapmanın ağır para ve hapis cezalarına mal olduğu, eleştiride bulunup hak talep etmenin şiddete maruz kalıp hapse atılmaya yeterli sebep olduğu, ‘’makul şüphe’’nin tutuklanmaya yani canım istediğinde keyfi biçimde istediğimiz tutuklarımın yasallaştığı, şiirin bomba, heykelin ucube, gazetecinin, belediye başkanı ve milletvekilinin terörist ilan edilip tutuklandığı, kısacası insanın insanlığıyla övündüğü her değerinin suç sayılarak insanın yargılanmasına neden teşkil ettiği günümüzün siyasi (keyfiyetçi faşist) şartları faşizmin hoyrat baskı boyutlarını ifade etmek için yeterlidir.  Ancak bu şartlara rağmen savaşmaktan başka bir çare, bu şartları değiştirmek için mücadeleden başka bir yol yoktur. Evet, şartlar son derece ağır ve ciddi bedeller ödemeyi gerektirecek cinsten faşisttir. Bu şartlar gerilemenin değil, devrimci savaşa yüklenerek devrimi geliştirmenin sağlam gerekçeleridir. Devrimci savaş bu kadar meşru, gerekli ve elzemdir.

Düşman bütün olanaklarıyla saldırıyor, stratejik imha saldırılarıyla kesin sonuçlara ulaşmak istiyor. Teknolojiyi esas alan düşman geçici taktik başarılar elde edebilir, devrime darbeler vurabilir. Ki, bu saldırılarda kayıplarımız artmakta, ödediğimiz bedeller ağırlaşmaktadır da. Mücadelenin ve devrimin bedeller üzerine inşa olacağı bilinmektedir. Düşmanın bugün ki taktik üstünlüğüne karşı, stratejik üstünlüğün bizlerde olduğu unutulmamalıdır. Faşist iktidarın baskı, saldırı ve katliamlara ağırlık vermesinin özel nedeni sarsılan iktidar şartlarıdır ve sarsılan iktidarı ayakta tutarak sürdürme kaygısıdır. Bu iktidar gibi bütün gerici sınıf iktidarları da iç çelişkisi gereği köhnemişliğine gömülüp yıkılmaktan kurtulmayacaktır. Bütün bir halkı katledip kıyımdan geçirerek tüketemez, bir zafer elde etmeleri düşünülemez. Halk kitleleri var oldukça ve sınıflı toplum realitesi devam ettiği sürece, sınıf çelişkileri zemininde sınıf savaşları kaçınılmaz olacaktır. Bugünkü savaşımız işte bu diyalektik içinde vücut bulan ve zaferi kaçınılmaz olan haklı bir savaştır. Kaçınılmaz olan bu savaşların getireceği kaçınılmazlık ise gerici sınıfların tarihin karanlığına gömülmesi olacaktır. Kazanan proletarya ve halk kitleleri olacaktır. Yeter ki, sınıflar mücadelesinin yasalarına uygun hareket edip devrimci sınıf savaşının görevlerini pratikte sahiplenerek yerine getirelim...

O halde düşen yoldaşlarımızın anısını yaşatmak ve onları layıkıyla anmak için, savaş ve mücadelelerini zafere taşımak için, düştükleri yerde dikilmek, inatla düşmanın karşısına çıkmak durumundayız. Düşmanın karşısına dikilmeden ve düşmanla yüzleşmeden ne savaş yürütülebilir, ne de düşman yenilebilir. Görev her alanda devrimci mücadele ve savaşı yükseltmektir. Bunun için her türlü tembellikten, ruhsuzluktan ve pasifizmden kurtularak cüret ederek bedel ödemek şarttır.