21 Ocak 2018

AKP-MHP ittifakının geleceği ve olasılıklar!

 AKP-MHP kandaşlık ittifakı aynı zamanda Türkiye-Kuzey Kürdistan’da siyasetin yeni bir döneme girerek bu döneme uygun biçimlenmesinin de bir işareti ya da gereğidir. Emperyalist projelere bağlı olarak biçimlendirilen siyasetin, başkanlık dönemindeki planlamasının gereği olarak ülkede siyaset esasta iki kutuplu olarak şekillenecektir. Bu muhtemel gelişme karşısında aynıların aynı yerde buluşması kaçınılmaz bir süreçtir. Bahçeli’ye aktarılan bu süreç Bahçeli’yi ikna etmiş olmalı ki, Bahçeli esasta iki kutuplu güç olarak biçimlenecek ülke siyasetinde tercihini güçlü olandan veya kan uyumu içinde olduğu Erdoğan-AKP’den yana yaptı. Perinçek’in Vatan partisi de benzer biçimde (Kürt düşmanlığı çizgisinde) Erdoğan AKP’si ile aynı kulvarda yer almayı tercih etti. Öte taraftan aynı gerçekliğe uygun olarak, ikinci güç odağı da ‘’Hayır Cephesi’’ olarak CHP, İyi Parti (belki HDP de) aynı cephede yer alacaktır. Yani burjuva siyaset Erdoğan ve karşıtları esasında iki güç odağı biçiminde şekillenecektir. Bahçeli’nin Erdoğan ile flörtü bu zeminde de okunabilir. Bu da doğrudan Erdoğan’ın başkanlığını garanti etmeye dönük bir adım olduğu, Bahçeli’nin de beyan ettiği gibi bu doğrultuda Erdoğan’ın başkanlığını destekleyerek onun şemsiyesi altında siyaset yaşamını güvenceye alma çabasından da olduğu alenidir

HABER MERKEZİ(09.12.2017)-Sıra dışı ve son derece ironik bir muhalefet iktidar ilişkisine tanık olmaktayız. Muhalefetten kasıt MHP’dir. İktidar ise Erdoğan’ın tek adam sultasıdır. Erdoğan iktidarı ile muhalefet kimliğine sahip MHP arasındaki mevcut ilişki tarihte ender görülebilecek bir durumdur. Bu ucube ilişki şöyle ifade buluyor; görünürde ve reel olarak muhalefette olan MHP tüm propaganda ve eleştirilerini diğer muhalefet (ana muhalefet) partisi olan CHP’ye yöneltip onu hedefleyerek teşhir etmekte, iktidarda olan ya da iktidar olan Erdoğan’ın tekçi tek adam iktidarını keskin biçimde savunmakta, bu savunmayı görev edinmektedir. Olağan koşullarda muhalefet pozisyonundaki tüm partiler değişik doz ve niteliklerde de olsa genellikle iktidarı-iktidar partisini eleştirirler. Muhalefet olarak birbirilerine fazla dokunmaz, bilakis iktidar eleştirisinde esasta ortaklaşırlar. Bu durum daha düne kadar da böyle seyrediyordu. Bahçeli ile Erdoğan arasında en adi küfürlere ve ağır hakaretlere varan, hatta hiçbir etiğe sığmayacak tarzda özel-aile yaşamı ile ilgili sert ve bayağı eleştiriler en sert perdeden yürütülürdü. Lakin belli bir zamandır bu durum tersine dönüştü ve yukarıda ifade ettiğimiz iktidar-muhalefet ilişkisinde ironik durum ya da ucube ilişki biçimi başat gitmektedir. Bahçeli yeminli bir Erdoğan savunuculuğuyla rekor kırıp ters köşe yapmaktadır…

Bahçeli MHP’sinin düştüğü bu siyasi pespayelik sadece Erdoğan ve Erdoğan’ın tek adam iktidarını savunmakla sınırlı değil, mevcut durumda formel de olsa muhalefet partisi olarak muhalefet sıralarını birlikte paylaştığı ana muhalefet partisi olan CHP’yi özel hedef haline getiren çaba ve çalışmalarıyla da sırıtmaktadır. Elbette, bu pozisyonu itibarıyla Bahçeli MHP’sinin düştüğü tezatlıklardan ve kendisini yadsımalardan söz etmek fevkalade bir alan ki, tam trajikomik durum. Şimdi kafatasçı ve tetikçi olarak Erdoğan’ın değnekliğini yapan (iç işleri bakanı) S. Soylu’nun durumu da ha keza, Bahçeli ve MHP’sinin başka bir müsveddesi, hatta bu durum Numan Kurtulmuş’a kadar da aynı zemindedir.  Burada bir noktanın altını çizmek gerekir ki, Erdoğan; muhalefeti, muhaliflerini yutup kendine katabiliyor, bu beceriyi gösterebiliyor. Öyle ki, CHP’yi de kimi demagojik zemin ve ırkçı-milliyetçi atmosferde kendisine yedeklemeyi de başarmıştır. CHP’nin en keskin Erdoğan ve iktidarı karşıtlığı ve kan uyuşmazlığı iddiasında bir uyuşmazlık profilinde olması bakımından CHP’yi bu ayrımla mimliyoruz, yoksa CHP’nin çok tutarlı olduğu, demokratik olduğu vb. açısından değil.

Biçimsel olarak muhalefet pozisyonunda olan MHP’nin gerçek manada iktidar sahibi bir parti misyonu üstlendiği veya tamamen iktidar ortağı bir parti işlevi gördüğü aşikâr. Bu noktadan sonra Bahçeli MHP’sine muhalefet partisi demek aslen mümkün görülmemektedir. Ki, mevcut durum Bahçeli’nin Erdoğan ile yaptığı pazarlıklar neticesinde MHP’yi AKP’ye entegre etmekle vazifelendiği görülmektedir. Görülmektedir ki, Bahçeli elinde tutabildiği (M. Akşener’in ‘’İyi Partisi’’ karşısında çok da tutamayacağa benziyor) MHP potansiyelini AKP’ye entegre etme sürecini derinleştirdikten sonra, siyasi olarak-üst yapı olarak da MHP’yi anlamsızlaştırıp tamamen Erdoğan/ AKP’sine dahil ederek siyasi yaşamını sonlandıracaktır. Bir şartla bu olmaz. O da, Erdoğan’nın yeniden Kürt açılımlarına dönmesi veya Kürt düşmanlığını yumuşatması biçiminde bir politik zemine kaymasıdır. Bunu yaparsa Bahçeli MHP’si sürünse de AKP’ye entegre olup katılmaz. Zira, Bahçeli’yi ve MHP’sini Erdoğan’ın çanak yalayıcılığına götüren en önemli etmenlerden biri Kürt düşmanlığıdır. Erdoğan’ın yürüttüğü tüm siyasette (içte ve dışta) tamamen Kürt düşmanlığı üzerindendir veya Kürt düşmanlığına dayanmaktadır. ABD ile çelişkilerinden, AB ile sorunlarından Suriye politikalarına kadar ve hatta Rusya’ya temkinli yaklaşmasına kadar bütün sorun ve ilişkilerde Kürt sorunu veya Kürt düşmanlığının temel bir neden olduğu her vesileyle açıklanmaktadır. İçerde de siyasetinin esası Kürt düşmanlığı üzerinden yürümektedir. Dolayısıyla Bahçeli MHP’si ile buluşmasında Kürt düşmanlığı önemli bir çizgidir. Fakat onları birleştiren temel, harç ırkçı-şoven faşist Türk milliyetçiliği harcıdır. Ancak somut durumda bu ırkçı-faşist milliyetçilik aktüel olan Kürt düşmanlığı çizgisinde birleşmektedir. Bu anlamda temel ve aktüel olan Kürt düşmanlığı, biçimde de olsa başka bir rotaya girer ise, Bahçeli yeniden salyalar dökerek Erdoğan karşıtlığına geçer ama mevcut durum bu ihtimali göstermemektedir. Bahçeli MHP’sinin Erdoğan/AKP’sine entegre olarak mevcut durum ve gidişatı AKP’de bütünleşmeyle tamamlayacakları bir ihtimal olarak söylenebilir. Mevcut eğilim bu minvaldedir.

İhtimal olan bu birleşme olmasa bile, en azından Bahçeli’nin Erdoğan başkanlığı döneminde belli bir göreve getirileceği biçiminde bir pazarlık ve anlaşmanın yapıldığı muhakkaktır. Aksi halde mevcut trajikomik durumu izah etmek pek olası değildir. Beka sorunu, milli dava gibi argümanlar tamamen manipülasyona dönük demagojik safsatalardır. Dün Erdoğan’a ağız dolusu küfredip ihanetle suçlayan da Bahçeli idi ve sorunu beka sorunu, milli dava olarak tarif ederek Erdoğan’a eleştiri ve hakaret yürütüyordu. Erdoğan Milliciliği, beka sorunun en ustaca kullananlardandır elbet. Bu demagoji ile ‘’saf’’ burjuva ahmaklar üzerinde etkili oluyor. Ama Bahçeli de Erdoğan da biri birlerini iyi tanırlar. Neyin beka ve milli sorun olduğu, neden beka ve milli duruş safsatasının gündeme getirildiğini de çok iyi bilirler. Burjuva siyaset gerici bencil çıkarlar üzerinden biçimlenip yürüyor. Dolayısıyla sorun beka sorunu vb. değil, bencil gerici çıkarlar ve bunlar üzerinde yapılan anlaşma-pazarlıklardır. Diğeri demagoji ve safsatadır.

Erdoğan, iktidarla ilgili problemi oldu mu ya mili sorun ve duruşu ya beka sorununu ya Batı karşıtlığını gündeme getirerek siyaseti istediği gibi biçimlendirip yönetiyor esasta. Şimdi bir iktidar sorunuyla karşı karşıya. Başkanlık seçimleri yaklaşıyor ve bu seçimleri kazanmak öncekiler kadar kolay değil, bilakis kritik eşikte olduğunu Erdoğan da görüyor. Anketçilik siyaset ömrünün yarısını almıştır. Anketler tamam demeden Erdoğan tamam demez. Anketler sorun gösteriyorsa, Erdoğan doğrudan o soruna yönelir, onu aşmaya çalışır. Aşmadan da seçime gitmez. Seçime gittiğinde de onu aşmıştır. Yeri gelmişken, erken seçimleri de bu esas üzerinden mütalaa etmek en doğrusudur. Yani anketler okey veriyorsa erken seçimler mümkün ama anketler okey değil de SOS veriyorsa tüm hazırlıklara karşın ve mevcut tüm verilere rağmen erken seçim olmaz.  Kısacası Erdoğan daha önceki seçimlerde Numan’ı, Soylu’yu vb. satın alarak (ve tabi diğer politikalarla) seçimleri kazanmayı sağladı.

Ülkedeki siyaset esasta iki kutuplu olarak şekillenecektir

Şimdi çok daha hayati ve zorlu olan başkanlık seçimleri yaklaşmaktadır. Bir dizi politikayla süreci yönetip kazanma rotasına sokmaya çalışıyor. Belediye başkanlarını, il başkanlarını görevden alması, kabine değişimi gibi AKP içindeki tasfiye ve tahkimi de aynı amaçla yürütmektedir. Daha bir dizi politika vb. sıralanabilir. Ama bütün bunların içinde muhalefeti parçalayarak zayıflatması ve mümkünse bir kesimini kendisine katması, en azından yedeklemesi hayat-memat meselesiydi bu seçimlerde. Zira muhalefetten devşirme yapamazsa başkanlık seçimlerini kazanması asla ve asla mümkün değildi, olmayacaktı. Bunun için Bahçeli en kolay lokmaydı. Bahçeli MHP’si ırkçı-Türk milliyetçiliğine dayalı argümanlarla kolay yedeklenebilirdi. CHP ile HDP yedeklenemeyeceğine göre, yedeklenebilecek ve yedeklenmesi gereken tek parti MHP idi. Nitekim stratejik siyasetlerle bunun zeminini döşedi ve kıvamına getirdi Bahçeli’yi yemlemek için. Ve başkanlık seçimlerinin kazanılması uğruna gerekli olan adımlardan biri olarak Bahçeli MHP’si, Bahçeliye muhtemel siyasi rüşvetlerin verilmesiyle yedeklenmiş oldu. Elbette bu MHP’nin yedeklenmesi tek başına seçimleri kazanmak için yetmiyor. Ama yedeklenmemesi seçimleri kaybetmeyi kesinleştiren bir durum olarak söylenebilir. Dolayısıyla kazanma garanti olmasa da kaybetmenin garanti olduğu tabloyu değiştirmek için MHP’nin tasmayla kontrole alınması şarttır ve yapılan budur. Gizli kapılar arkasında pazarlıklar yapılarak Bahçeli siyasi rüşvetle satın alındı. MHP ile Erdoğan iktidarı, başka değişle iktidar-muhalefet ilişkisinde sahnelenen perdenin arkasındaki pazarlıklar perdenin önünde izlediklerimizin nedenidir. Bahçeli MHP’sinin Erdoğan lehine çizdiği bu tornistan ırkçı-şoven faşist Türk milliyetçiliği ve Kürt düşmanlığı zemininde tarif edilebilir fakat, göz ardı edilmemesi gereken pratik sorun ise, Erdoğan’ın Bahçeli’yi iç muhalefetine karşı korumasıyla gelişen bir arka plana da dayanmaktadır. Ki bu arka planda şu gizlidir; Bahçeli’ye karşı içte gelişen ve Bahçeliyi yerinden edecek dinamizme sahip olan muhalefet Erdoğan iktidarının gücüyle ertelenip sınırlansa da, MHP içinde yaşanan bu durum Bahçeli’nin siyasi yaşamını bitirip devre dışı bırakacak bir noktaya gelmiştir. Bahçeli’nin MHP’nin başında kalması, liderliğini sürdürmesi imkânsız bir noktaya geldiği gibi, siyaset yapmasının olanakları da son derece sınırlanmış oldu. Dolayısıyla MHP liderliği veya MHP’nin esasta ve eski pozisyonuyla kendisini koruyup sürdürme olanakları kalmadığı için, Bahçeli Erdoğan’a değnek olmayı benimsedi, Erdoğan gölgesinde siyasette kalarak gerici çıkarlarını sürdürmeyi esas aldı.

Bu AKP-MHP kandaşlık ittifakı aynı zamanda Türkiye-Kuzey Kürdistan’da siyasetin yeni bir döneme girerek bu döneme uygun biçimlenmesinin de bir işareti ya da gereğidir. Emperyalist projelere bağlı olarak biçimlendirilen siyasetin, başkanlık dönemindeki planlamasının gereği olarak ülkede siyaset esasta iki kutuplu olarak şekillenecektir. Bu muhtemel gelişme karşısında aynıların aynı yerde buluşması kaçınılmaz bir süreçtir. Bahçeli’ye aktarılan bu süreç Bahçeli’yi ikna etmiş olmalı ki, Bahçeli esasta iki kutuplu güç olarak biçimlenecek ülke siyasetinde tercihini güçlü olandan veya kan uyumu içinde olduğu Erdoğan-AKP’den yana yaptı. Perinçek’in Vatan partisi de benzer biçimde (Kürt düşmanlığı çizgisinde) Erdoğan AKP’si ile aynı kulvarda yer almayı tercih etti. Öte taraftan aynı gerçekliğe uygun olarak, ikinci güç odağı da ‘’Hayır Cephesi’’ olarak CHP, İyi Parti (belki HDP de) aynı cephede yer alacaktır. Yani burjuva siyaset Erdoğan ve karşıtları esasında iki güç odağı biçiminde şekillenecektir. Bahçeli’nin Erdoğan ile flörtü bu zeminde de okunabilir. Bu da doğrudan Erdoğan’ın başkanlığını garanti etmeye dönük bir adım olduğu, Bahçeli’nin de beyan ettiği gibi bu doğrultuda Erdoğan’ın başkanlığını destekleyerek onun şemsiyesi altında siyaset yaşamını güvenceye alma çabasından da olduğu alenidir.