18 Aralık 2017

Komünizm savaşçılarının anısına!

Öyle kuru yaprak gibi bırakma kendini

örsele yüreğini derinden
ve savur kavganın akkor ateşine o kara kederini.
Unutma! Yetmiş üç on sekiz mayısını.
Hatırla ve öğren ondan
tek başına da olsan dövüşmeyi ve yenmeyi
olmaz deme!
Yıkılmaz deme, zulmün kara cidarı
inan o cevhere,
o cevher ki, nice zorbalıklara baskın çıkmış,
elvan elvan marazın, bircik dermanı,
lokman elidir.

HABER MERKEZİ(22.11.2017)-16 Kasım 2017 tarihinde Dersim’in Ovacık İlçesine bağlı Karagöl bölgesinde silah elde devrim ve komünizm şiarını haykırarak ölümsüzleşen Eren Tali(Cenk), Fırat Taşkın(Savaş), Eylem Zeytin(Lorin) ve Helin Felekoğlu(Nuda) ve onlar şahsında sınıfsız ve sömürüsüz bir dünya düşüyle toprağa düşenlerin anısına!

 

‘’ Dinmez

yaralı yüreğimin sesidir bu.
Ölümlerden yılmamış öfkemin.
Vurur da kara bulutlarına,
açar, mavisi göklerin
derin mi derin,
binlerce yıl öncesinin,
boynumuza taktığı kulluk halkasıdır, bu yara
kanadı kırılmış kuşta,
açmadan koparılmış tomurcukta
ve mavi düşleri çalınmış,
boynu bükük çocuktadır.

Aktık, nehir nehir
taştık, deniz deniz
tarifsiz acılarla buluştu, en nazlı körpeciklerimiz.
Haddi hesabı yok akıntının.
Lakin ulaşamadı daha ve ulaşmayacakta
analarımızın kutsal rahmine, kara eli ölümün.

Bire yüz
yüze bin kattık.
Ve volkanlar kopardık, tek kıvılcımdan
sönmedi yüreklerimizin ateşi,
dinmedi öfkemiz
bundandır ki,
onmaz korkuların cenderesinde
çığlık çığlığa yürekleri, telaşlı bir kudurganlık
ve kanmaz bir susamışlıkla
dolaşır zulmün bıçakları
dört bir yanında dünyanın.

Coşkun bir lav akışıdır, önüne geçilmek istenen
ve koca buz dağlarıdır,
güneşin önüne, engel diye dikilen.
Zindandır,
işkencedir,
sürgünler,
ölüm ve ihanettir dayatılan,
kurtulmayalım diye, boynumuzdaki
halkadan

nafiledir sevgilim!
Nafiledir, kâğıttan kaplanların çabası
yaklaşan sonun, kudur çırpınışında
zulmün tiranları
elleri kanda,
ayakları kireç kıyısında son ısırışıdır vahşetin.

Çıkar ellerini koynundan
bükme boynunu
bugün, en kolay iştir ağlamak ve
ihanete eştir, kavganın şartlarını yok saymak.

Aldatmasın seni bu sessizlik
son darbenin, kılıçlarıdır bilenen,
yüreğinde sessizliğin
ve ölümsüz şarkımızın ışıltısı,
tükenmez, gür soluklarıdır,
işkencehanelerde, darağaçlarında
ve hain pusularda.
Ölümün karanlık rahmine, kanla döllenen.

Öyle kuru yaprak gibi bırakma kendini
örsele yüreğini derinden
ve savur kavganın akkor ateşine o kara kederini.
Unutma! Yetmiş üç on sekiz mayısını.
Hatırla ve öğren ondan
tek başına da olsan dövüşmeyi ve yenmeyi
olmaz deme!
Yıkılmaz deme, zulmün kara cidarı
inan o cevhere,
o cevher ki, nice zorbalıklara baskın çıkmış,
elvan elvan marazın, bircik dermanı,
lokman elidir.

O cevher ki,
bengi suyu, ustasıdır sonsuz sevincin.
Kulak ver onun sesine,
yeniden bile kinini
ve keskin bir giyotin gibi, çullan zulmün ensesine.
Bak o zaman sen.
Göreceksin ki, boş bir rüya değilmiş,
uğruna ölünen.

Zaman kısa,
zaman dar,
sende bilirsin ki bir yol ayrımındayız
şimdi.
Yılgınlar, dönekler ve hainler ortasında
dolaşıp
durma efkârdan.
Ağlamak boş.
Faydası yok, hiçbir dövünmenin
ve boşuna değil bunca kavga çabası.
Bir aşkın buyruğudur, yerine getirilmek istenen.
Bir sevdadır uğruna ağular içilesi.
Bir sevda ki; mavi düşüdür çocukların.
Zincirsiz ve duvarsız en son resmidir dünyanın.

Bir sevda ki uğruna nice canlar vermişiz.
Onlar ki, yürekleri avuçlarında.
Tasasız
ve tereddütsüz yürüdüler mayınlı yollarda.
Genç,
körpe,
tomurcuk tazeliklerini akıttılar
şorul şorul, cömertçe.
Yüzümüzün kederi dağılsın diye.
Onlar ki; demirin, betonun taşın,
sağırlığına taşıdılar, en billur sesleri,
havasız, susuz ve topraksız
bire birlik karanlık hücrelerden.
Güneşi yudum yudum içmiş,
baharlar gönderdiler zemherimize.

Onlar ki, kendilerinden önce düşenlerin,
yüreklerine tutunup,
bir iş tulumundan sıyrılır gibi düştüler,
aynı rahatlık içinde,
aynı sevinçle,
aynı sevda uğruna.

Onlar ki; tüm çarelerin, tam bitişinde,
göklere uzanan bir ışıltılı yoldur.
Kavgamızın, bükülmez mızrak uçlarında,
sabrın taşı çatlattığı yerde,
ateşin gözlerinde,
yeraltı sularındadır onlar.

Ve onlar ki,
ben anlatamam
ve unutamam yasını ölümsüzlüğün.
Çünkü bu, ölümsüzlüğe dair tutanaktır.
dolu dolu,
yoğun ve aralıksız sapına kadar yaşamaktır.
İnançtır bu,
sevinçler derleten, acılardan
ve güldüren kan revan içinde
ve yakan sarayları tahtları
ve değiştiren bahtları
ve ondandır ki, odur olmaz
nafiledir zulmün çabası
mutlaka ama mutlaka gerçekleşecektir.
Tüm insanlığın kardeşlik rüyası

çıkar ellerini koynundan
bükme boynunu
suskunluğun biriktirdiği, alınacak öçlerdir.
Ve dövülme tavındadır şimdi kızıl yıldızın çeliği.
Varsın her şey bitti desinler,
dönekliğin şerbetiyle, yüreklerini ferahlatanlar
ve avaz avaz haykırsınlar, deliliğimizi.
Yılgınlar doruğunda pinekleyenler.

Ödü patlak tavşanların, can havli telaşıyla,
söylenir mi ihtilalın türküsü.
Bakılır mı ışığa, yarasa gözleriyle
ve uzun uzun yollar tükenir mi,
yakmadan bedenleri, yüreklerin ateşi.
Boşuna yormayın çenelerinizi.
Doğrudur muhteremler, doğrudur
dediğiniz
hemi de bin kere
sonsuz kere sicillidir, deli oğlu deliliğimiz.

Lakin eski bir bataklık türküsünün
derinden gelen yankısıdır,
günün boz bulanıklığında,
kızıl dekorlar ve yeni çalgılar eşliğinde,
notası notasına döktürdüğünüz.
İsterik nağmeler.

Gerek var mı anlatmaya?
Herkesin malumudur, o hikayet
o hikayet ki, üç boyutlu ihanet.

……………

Yolumuz uzun,
yolumuz çetin.
Keskin dönemeçlerden,
derin uçurumlardan,
ateşin cehennemsi koruna,
basa basa geçeceğiz.
Kan,
acı ve ölümün örsünde
dövüle dövüle çelikleşeceğiz.
Tarih tanığımızdır.
Ve tarih bilir ki,
biz, yaralarımızın üstüne basa basa yürürüz.
Yeniden ve yeniden yaratırız,
hayatı ölümlerin içinden.
Sulu göze,
yufka yüreğe, tasaya ve tereddüde,
yer yoktur saflarımızda.

her an hazır
her an uyanık,
ve her an, tetikte oluruz.
vura-vura,
kıra-kıra,
yana yana
sırılsıklam gömleklerimiz,
duraksız ve aralıksız
gidilecek bu yoldan,
ve akacak kan
daha fazla, bugüne kadar akandan.
Senin anlayacağın zoru zor sökecek.
Ve böyle sürecek,
devlet zorbasının ateşi sönünceye dek.

Bizimdir bu dünya,
bu kavga durmaz yolda.
İzin vermeyin yoldaşlar!
Küllenmesin yüreklerin ateşi,
doldurun umutsuzluğun çirkef çukuruna,
kızgın lavlarını coşkunun.
Kuşatma saatidir şimdi, yüreklerin doruklarını.
Haber salın dört bir yana,
kuşana canlar kuşana
yollara düşüle,
dağlara çıkıla,
ateşler yakıla, kavga günüdür.
Günüdür hey, serden geçme günüdür
barutun, kurşunun, öcün günüdür.
Ağlasın anaları, analarımızı ağlatanların
ve yıkılsın dünyaları
dünyamızı karartanların.
Kavganın töresi bu,
kan kanla yıkanacak,
al kanlı gömleklerle hedefe varılacak.
Kaldır başını bak,
kökleri yeraltı sularında,
alnı dudaklarında şafağın
açtı açacak, kızıl goncası dünyaların’’

Şiir: Garip Şahin