18 Aralık 2017

Bir aşkın buyruğudur yerine getirilmek istenen

Elbette boşuna değildi bunca kavga çabası. Yüzyıllardır süregiden esaret zincirinden kurtulmak içindi tüm bedeller. Parçalanan bedenleriydi sadece, fikirleri ve düşleri yakıcıdır halen. Yakıcıdır tahayyül ettikleri dünya. Artlarından bırakmış oldukları tebessüm yerküreyi aydınlatıyor. Mazlum halkların kavgasında ete kemiğe bürünerek umut olmaya devam ediyor


HABER MERKEZİ(22.11.2017)-Kadim topraklar özgürlük meşalesini elinde düşürmeyenlerin cengine bir kez daha tanıklık etti. Derin vadileri mesken eyleyenlerin, dağların doruklarında çıkınında umutla gezinenlerin toprağa tohum olarak düşmesi ilk değildi. Kasketli Komünistin açmış olduğu patika yolları takiben konumlandılar. Konumlanışları stratejik yönelimleri insanlığın kurtuluşu doğrultusundaydı. Kavganın dehlizinde yer edinmeleri bir tercihin ötesinde bilincin ve kavrayışın bir sonucuydu. Sadece cesaret işi değildi, patikalarda atılan adımlar cesaretin bilinçle harmanlanmasının bir yansımasıydı. Küllerinden tekrardan doğrulmanın adı olarak aramızdan ayrılanların karamsarlığa, umutsuzluğa ve teslimiyete neşteri vurması bu bilinçle bağıntılıdır. Ölmek ve öldürmek keyfiyete bağlı değil köhneyi yıkıp yeniyi yaratmanın zorunlu durağıydı. Köhne olana karşı kuşanılırken yeninin bir anda inşa edilmeyeceğini biliyorlardı. Tarihsel deneyimler pusulalarıydı. Köhne olan, yakınma ve feryat figanla ortadan kaldırılmıyordu. Sulta sahiplerinin tahtları ancak zorun devreye girmesiyle savrulabilirdi. Dağları mesken eyleyenlerin zirvelere göz dikmeleri bundandı.

Silah kuşanmak bir nostalji değildi onlar için, toprağın altına gömülesi bir paçavra hiç.  Tasfiyeciliğin bağrına saplanan bir hançerdi nasırlı ellerinde sıkı sıkıya tutukları aynı zamanda İnsanlığın özgür yarınlara kavuşmasının anahtarıydı. Keskin sınıf bilinçleri emperyalist kapitalist barbarlıkla uzlaşmayı ret ederken, halkların kurtuluşunu tesadüfler zincirine havale etmediler. Devrim bir alt üst oluştu. Hak verilmez kazanılır şiarını kuşandılar. Muktedirlerden rica minnet dilenerek bir şey elde edilemezdi. Siyasal iktidar bir zor örgütüydü baskı, tahakküm genetik koduydu. İsyan haktı ve meşruydu. İsyan ettiler, özneleştiler ve özgürleştiler.

Onlar gökkubenin altında ki rezalete duyarsız kalanlar olmadılar. Ölümü, açlığı, sefaleti makûs talihi sayanlardan değildiler. Değiştirileceğine inanıyorlardı. Değişimi seyrine bırakmayarak rollerini layıkıyla oynadılar. Her türlü prangayı söküp atmak, insanlığı tahakkümden ve bağımlılıktan kurtarmak patika yolların arşınlanmasıyla mümkündü. Bunu kavradılar bilince çıkardılar ve koyu karanlığa ışık huzmesi oldular.  Pekâlâ, farkındaydılar kalleş pusularla karşılaşacaklarının, mümkündü aynı havzadan su içtikleri yoldaşlarının kutup yıldızı olarak aralarından ayrılacakları, lakin kavganın töresini çoktan kavramışlardı gözyaşlarını toprağa bırakarak altın çağ mücadelesini ilmik ilmik örmek devredilen özgürlük sancağını göndere çekmekti asıl olan. Yenilgilerin ve koşulların esiri olmayarak umutsuzluk lakırdılarına takılı kalmadılar. İnsanın bilinçli dinamik rolünü destur edindiler.  Yıkanın ve yaratanın insan olduğunu altını çizdiler. İsyanları aynı zamanda her şeyin bittiğini iddia edenlereydi.

Elbette boşuna değildi bunca kavga çabası. Yüzyıllardır süregiden esaret zincirinden kurtulmak içindi tüm bedeller. Parçalanan bedenleriydi sadece, fikirleri ve düşleri yakıcıdır halen. Yakıcıdır tahayyül ettikleri dünya. Artlarından bırakmış oldukları tebessüm yerküreyi aydınlatıyor. Mazlum halkların kavgasında ete kemiğe bürünerek umut olmaya devam ediyor. 

Onlar kudretli olup, cüret ederek daha ileri çıkanlardı. Pratik konumlanışları buydu. Şahin’in eylemini ve sözlerini kılavuz edinmişlerdi. Kılavuz edinmişlerdi özgürlük sancağını kendilerinden önce taşıyarak toprağı kanlarıyla besleyenlerin mirasını. Yüreklerinin derinliklerinde yoldaş kaybının sızısını hissedenler kılavuz edinmeli dörtlerin mirasını.

Halkın Günlüğü Okuru