18 Aralık 2017

Bedrettin Ufuktan: Bilincinde olmak

Sosyal bir devrim için mücadele eden her dürüst kişi ve örgütlenme, kapitalist sömürü ve vahşet sistemine karşı sosyalizm için mücadele ediyorsa, yapacağı şey en başta sosyalist sistemin sosyal temeli ve gücü olan işçi ve emekçi kitlelere doğrudan ulaşacak bir aracın varlığını tanımlar

HABER MERKEZİ (12.11.2017) - Politik edebiyatta sıkça kullanılan kavramlardan biridir bilincinde olmak. Bu kavramın dile dökülürken ki zamanlarda hedeflenen şey genellikle birey ve toplulukların kendi eylem ve söylemlerinin yarattığı/yaratacağı etki ve gelişme evrelerinin test ettirmek olur.

Bireyin, toplulukların ve sınıfsal örgütlemelerin yaptıkları işin bilincinde olmamaları yaşamda sık sık karşılaştığımız bir durumdur. Sendikalar işçi örgütleridir; işçi aidatlarıyla maaşlarını alırlar, o aidatlarla koca binalar alır bürolarını konforla donatır, içlerine gösterişli toplantı ve konferans salonları yaparlar; ama işçiyi sınıf bilincine eriştirmek için eğitim yapmayı unuturlar! Müteahhitler bina yaparlar ama çoğu binalara asansör yaptırmayı ve yangın merdiveni koymayı unuturlar! Politikacılar her seçim öncesi ezilenlerin beklentileri üzerinden sayısız vaatte bulunurlar ama iktidara ve koltuğa oturdukları andan bütün bu vadettiklerini unuturlar! Bütün burjuva ve faşist iktidarlar kendilerini devrimci eleştiriye tabi tutanları ezber bir söylemle “vatan haini, teröristler” diye ilan ederler, ama ülkenin tüm değerlerini kapitalist tekellere satan anlaşmaları yaparken vatanı sattıklarını unuturlar! Bu kategoridekileri “unutkan” olarak tanımlamak bir ironi tabii. Halk kitlelerinin örgütsüzleştiren ve ezilenlerin kendi sınıf çıkarlarının gerektirdiği bilince erişmesini engellediklerinin bilincini en iyi taşıyan sömürücü sınıflardır. Bu bilinci taşıdıkları ve onun gergini yaptıkları içindir ki örgütsüz ve bilinçsiz milyonların yaşamı üzerine sömürü ve züllümü inşa ediyorlar. Burası ezilenlerin sorunu yaşadığı yerdir aynı zamanda: etkilenmek, benzemek ve taklit etmek.

Türkiye devrimci hareketinin hemen tüm örgütleri, sisteme karşı mücadele ederken çoğu kez sanatsal düzeyde değerlendirilecek planlamalarla saldırı eylemleri yaptıkları halde, geri çekilme ve korunmayı aynı önemde planlamaktan acze düştükleri için saldırının zaferini, bu tek yönlülüğe kurban etmişlerdir: çünkü saldırı ve savunmayı, ilerleme ve geri çekilmeyi bir bilim olarak kavramayı başaramamaktadır.  Aynı şekilde toplumda da milyonlarca fakir fukara sofraya zeytini peyniri getirmekten aciz bir yoksulluk içindeyken meta fetişizminin döngüsünde yaşamları lime limedir… Ezenin, ezilenin felsefeden, hayalden ve hafıza devamlılığından yoksun olduğunun bilinci üzerinde yönetme becerisini inşa ettiğini kavramıyoruz bir türlü. Onun için de ezenin felsefesiyle düşünmekten kurtaramadığımız zihnimizin yeteneği ancak bir zemine bağlanmış olduğu için kendi etrafında dönüp dolaşan bir tay gibi enerjimizi hep aynı zeminde bir döngüde içinde tekrarlayıp dururuz.

En aktüel örneğimiz sosyalist meclisler federasyonunun küçük bir ilçede hayata geçirdiği sosyalist yerel yönetim politikasının sonuçlarına karşı tutumumuzdaki yetersizliktir. Yönetimden üretime doğru bir yerel iktidar örneği olarak, kapitalist sömürü ve soygun dünyasına devrimci alternatif bir örnek dayattığını dünya kavrıyor ama biz hala kavramıyoruz. Yansıra Mazgirt’te Tekin Türkel’in aynı anlayışla yaptığı belediyeciliğin kazanımlarını o dağın eteğinden aşağılara haberdar edecek bilince erişmiş değiliz. Ovacıkta yönetimden üretime doğru, “üreten kimse yöneten de o olmalıdır” ilkesi ayakları üzerine doğrulurken, Mazgirt’te “yöneten kendi kültürünü de yaratmalıdır” ilkesine ses verircesine alt yapı ve yaşam ortamını halkın sosyal, kültürel hakları ve sağlıklı bir altyapıdan yararlanma hakkına uygun yaptığı belediyecilik birbirini tamamlayan iki sosyalist uygulama olduğu halde, bunlardan yeterince öğrenmesini de bilememdik daha. Oysa yarım asra varan bir komünist anlayışın ilk gerçek tanımı; kapitalist emperyalist dünya sistemine karşı iki bin nüfuslu iki ilçede sosyalist sistemin insanlığa önerdiği hayatın apaçık bir sergilenişidir olan. Ovacık’taki kooperatifleşmeye dayalı üretim ve aynı yöntemle ürünlerin tüketiciye ulaştırılması niteliğiyle genel üretim içindeki payıyla sözü edilemeyecek düzeydeyken etkisi daha şimdiden evrensel ölçekte olduğu halde, SMF programının uygulanışı olarak hayata görüntü veren bu “sisteme karşı sistem” siyasetinin göstereceği daha ileri gelişmenin henüz bilincine varamadı.  İki örnek durumu daha doğrudan kavramamızı ve politik yaratımımızın bilincine varmaya yardımcı olacak niteliktedir.

İlki devletin, tefeci tüccarın bu üretim biçiminden duyduğu huzursuzluğa cevaben komünist başkanın danışmanı ve SMF çalışanlarına karşı gösterdiği refleks oldu: başkanın danışmanı Hayati Güngör ve beş SMF çalışanı, olmayan basın açıklamasına katıldıkları “gerekçeleriyle” tutuklandılar. Mesaj açık; “kapitalist sömürü ve talan çarkına alternatif olmayacaksın”, diyor devlet.

 İkinci örnek de halk içinde o ya da bu siyasal eğilimin, hatta SMF “taraftarı” pozları içinde görünen, fakat yaşam dejenerasyonuna uğramış, bir iki cep harçlığı ve iki bira parasıyla gösteremeyeceği düşkünlükten sakınmayan bazı kişiler üzerinden siyasetin hayat bulduğu beden olan bu faaliyetleri itibarsızlaştırma çalışmalarının hissedilmesidir.  “İki kilo nohut ve fasulye üretmekle sosyalist mi olunur”, “sağcılığa kılıf buluyorlar” vb. yollu kahve köşelerinde dillenen itibarsızlaştırma çalışmaları ve bu faaliyetteki yeri nedeniyle toplumsal kişilik edinen çalışanların kişiliklerini hedef alacak fiskos konuşmalar, devletin karşı çalışmasının apaçık görüngüleridir. Bu yöntemler kitlelerin coşkuyla sahiplendiği devrimci çalışmayı itibarsızlaştırmak ve alternatif sistem arayışının bu koşullardaki görüngüsünü itibarsızlaştırmayı hedefleyen bir dezenformasyon çalışmasıdır. 

Sosyal bir devrim için mücadele eden her dürüst kişi ve örgütlenme, kapitalist sömürü ve vahşet sistemine karşı sosyalizm için mücadele ediyorsa, yapacağı şey en başta sosyalist sistemin sosyal temeli ve gücü olan işçi ve emekçi kitlelere doğrudan ulaşacak bir aracın varlığını tanımlar. SMF ise içinde bulunduğumuz tarihi süreçte, program tüzük ve örgütleme tarzına getirdiği tanımla en doğru araç olarak kabul görmüştür: bu koşulların gerçekliği budur. Öz itibarıyla SMF, ezilen tüm sınıfların ve toplumsal kesimlerin üretim ve yaşam alanlarının, sorunlarının tanımı üzerinde oluşturulan çok çeşitli antikapitalist örgütlemelerin hedefledikleri ekonomik, demokratik ve yaşamsal hakları ve çıkarlarını nihai olarak garantiye alacak bir çözüm olarak kapitalist sisteme karşı sosyalist sistemi kurma hedefli siyasal bir örgütlemedir. Komünizm, sosyalizm ve devrim adına söz ve pratik içinde bulunmaya inancı enerjisi ve haydi diyelim ki “sol yiğitlik” yapmak isteyen varsa, meydan buradadır! Değer tüketmek değil, üretmek üzerine kurulan bir devrimci program, devrimci olmakta samimi her bireyi buraya davet etmektedir. Devrimci değerleri ve tarihi olarak SMF’nin üzerinde var olduğu ideolojik, siyasal itibarı tüketmek üzerinden “devrimcilik” ahlaki olarak düşman olacağımız şeydir! Bu sorumluluğun bilincini de tavrını da kuşanmaktan imtina etmeyeceğiz…

 * Bedrettin Ufuktan’ın gazetemizin 8’inci sayısında yayınlanan yazısıdır.