18 Aralık 2017

Açık faşizm sürecinde siyaset ve sorumluluklarımız/Perspektif

Edilgen olanı alıp etkin olanı almamak sağ pasifizmin bir yansımasıdır. Evet, sokaktan geçerken başını kaldıran gözaltına alınıyor, karikatürize ettiğimiz bu durum doğrudur. Bu anlamda açık alan demokratik mücadeleleri açık hedef olarak düşmanın tutuklama ve baskılarına açıktır. Bunlarda en meşru olanlarında ısrar göstermekte sakınca yokken, bu alan çalışmalarının seçici güçler tarafından yürütülmesi gereklidir. Ancak, kapalı alan çalışmaları ve bu kapsamda başvurulacak biçimlerin (korsan gösteri gibi) devreye sokulması mümkün ve zorunludur. Daha da önemlisi, tamamen bedelsizlik üzerine kurulu bir siyaset olamaz, olursa da bu siyaset devrimci değil, sağ pasifist ve reformisttir. Belli bedeller şahsında gereksiz risklerin alınmaması veya güçlerin korunması doğrudur. Fakat bu, demokratik veya genel mücadelenin tatil edilmesi, tamamen düzenin kabul ettiği meşruiyet içinde ele alınması olarak anlaşılamaz, bu biçimine oturtulamaz. Mümkün olduğunca engellemelerden sakınılmalı ama hiç engellenmeme üzerine de siyaset ve yaklaşım belirlenmemelidir. Bu, hiç bedel ödememe endeksli siyaset-yaklaşımdır ki, bedelsizlik devrimci mücadelede ve özellikle de faşist iktidara karşı mücadelede tasavvur edilemez. Bu bağlamda mutlak biçimde bedel ödememeye endeksli siyaset, özünde devrimci mücadeleyi reddeden siyaset ve yaklaşımdır. Bu yaklaşım devrime değil, reformizme hastır

HABER MERKEZİ(11.11.2017)-Faşizm niteliğinde devlet olarak örgütlenmiş olan hâkim sınıfların mevcut iktidar kliği muhalif ve alternatif tüm toplumsal kitleleri sindirip susturmak ve iktidarını koruyarak sürdürmek için yönetimde açık faşizm uyguladığı her kesin malumdur. Eleştirel duran, muhalif olan, hak arayan, iş isteyen, ‘’aykırı’’ duruş ve sese sahip olan geniş emekçi halk kitleleri ve büyük toplumsal kesimler mevcut iktidarın açık faşizmle uyguladığı kapsamlı ağır baskı ve saldırganlıktan mağdur durumdadırlar. Nitekim geniş emekçi kitleler bu baskı ve saldırıları her an ve yaşamının her alanında yaşayarak yakından his etmektedirler. Aynı faşist baskıların öncelikli hedefi olup saldırganlığın imha biçimine maruz kalan devrimci ve komünist güçler de yaşadıkları katliamlarla bu faşizmin stratejik imha saldırılarını yakıcı biçimde his etmektedirler. Ağır bir saldırı ve baskı sürecinden geçiyoruz. Hâkim sınıflar acımasızca saldırıyor, canice katledip topyekûn imha etmek istiyor. İçinden geçtiğimiz süreç her bakımdan sıra dışı ve ağırdır. Bu süreci görmeyen ya da bu sürece rağmen sürecin ruhuna uygun hareket etmeyen ya da pozisyon almayanlar büyük bir aymazlık içindedirler…

Faşist sürece karşı direniyor, mücadele ediyor, savaşıyoruz. Fakat bu yetmez. Bu mücadeleci duruşumuzu sürecin açık faşizmden kaynaklanan özgünlüğüne ve kendimize has özel şartların özgünlüklerine uygun olarak ideolojik-örgütsel zemindeki tutum ya da yaklaşımlarla derinleştirip örgüt bilinci ve tavrıyla tahkim etmek, rutin dışında sıkı, sıkı olduğu kadar bütünlüklü-bilinçli bir efor içinde olmak durumundayız.  Özcesi, hareketimiz, diğer devrimci parti-örgütler gibi düşmanın faşist saldırılarıyla biçimlenen ağır bir süreçten geçerken, bu süreç hareketimiz açısından örgütsel zaaf ve zayıflıklar gibi özgün şartlar da ihtiva etmektedir.  Bu anlamda örgütsel güç, zayıflık ve zaaflar çerçevesinde karakterize olan duruma dönük, örgüt bilinci, örgüt tavrı ve kültürü, örgüt ahlakı, örgütçü tutum gibi konularda daha sağlam bir zemin oluşturmak durumundadır.  Bu kapsamda güçlü bir donanım, sıkı bir örgütçü duruş, örgütlü gücün nitelikli hale getirilmesi ve kenetlenme hali sağlanmadan düşmana karşı mücadelede zayıf kalınacağı sır değildir. Partinin ilke ve temel anlayışlarına, anlayış ve tüzüğüne,  işleyiş ve disiplinine, karar ve siyasetlerine sıkı sıkıya bağlanıp örgütsel zeminde kenetlenmek bu süreçte elzemdir. Eleştirmeden önce görevlerin yerine getirilmesine önem vermek, zayıflık ve eksikliklerin giderilmesine dönük mücadelede sürecin hassasiyetlerini dikkate almak veya alan bir yaklaşımla hareket etmek, iç mücadeleyi siyasi mücadelenin önüne çıkarmamaya özen göstermek vb. bu süreçte dikkate alınması gereken davranış biçimidir. Demokrasinin aşırı demokrasi biçiminde ele alınması, sınırsız demokrasi eğilimi süreci es geçen sığ yaklaşım ve bencil çıkarı esas alan hastalıktır. Demokrasinin faşizm ve ağır ilegalite gibi belli şartlarda merkeziyetçi yanın gerisinde tutulması gerekirken, aynı şartlarda aşırı demokrasiciliğe düşen yaklaşımlar kuşkusuz ki, merkeziyetçilikle birlikte demokrasiyi iğdiş ederek kötüye kullanan yaklaşımlardır.

Parti ve devrimci saflarda devrimci moral ve motivasyonun güçlendirilmesi de aynı dönemde önemli bir ihtiyaçtır. Dağınıklık, gevşeklik ve zayıflıkların egemen olduğu koşullarda devrimci motivasyonun yitirilmesi olumsuz sürecin derinleşmesi anlamına gelir. Tersinden devrimci motivasyonun sağlanıp yüksek tutulması ileriye sıçramada tayin edici bir dinamizmdir. Daha da hayati olan, parti ve yoldaşların güvenliğini riske sokan davranışlardan sakınıp deşifrasyon ve teşhir yaklaşımlarından mutlak suretle kaçınmaktır. Dedikodu, yatay ilişkiler vb. diğer olumsuz tarzı ifade eder ki, bütün bu zaafların düşmana olanak sunduğu ve düşmanın sinsi saldırılarına alan açtığı unutulmamak durumundadır…

Özellikle bu süreçte açık faşizme karşı mücadele her devrimcinin temel sorunu ve önceliği olmak durumundadır. Bu duruşu gevşeten her yaklaşım derin bir aymazlık içindedir. Faşizme karşı mücadeleyi zaafa uğratan her davranış, örgütsel duruşu bozan her tutum siyaseten kör, ideolojik-siyasi olarak köhne ve kötürümdür.

Yukarıda andığımız faşizm mağduru muhataplardan biri de hiç şüphesiz ki hareketimizdir. Hareketimiz, Sosyalist Halk Savaşı stratejisine uygun tutarlılıkla benimseyip başvurduğu mücadele ve gerilla savaşında anlam bulan özelliği gereği hâkim sınıfların stratejik imha saldırılarına hedef olurken, savaşa dönük çalışma ve planlamaları da bunda rol oynamaktadır. Bu durum partimizin özel taktiksel siyasetler uygulamasını gündeme getirmiştir. Bu siyaset güçlerin korunması esasına göre belirlenmiştir. Bu süreçte güçlerin korunması başlı başına bir başarı olarak telakki edilmiştir. Ancak bizlerin siyaseti düşmanın tüm yönelim ve saldırılarını boşa çıkarma tılsımı değildir, olamaz da. Bizlerin iradesi kendi başına tüm süreci tersyüz etmeye yetmez. Düşmanın da saldırı ve yönelimleri sürecin atlatılmasında önemli bir etkendir. Nitekim bu siyasetimize rağmen gerilla savaşı alanında ciddi kayıplar alınmış, diğer örgütlenmelerde belli engellenmeler gündeme gelmiştir.

Bedel ödememeye endeksli siyaset özünde devrimci mücadeleyi ret eden reformizme has bir duruştur

Sürece ilişkin geliştirilen taktik siyasetlerin esasta doğru ve isabetli olmasına karşın, bu siyasetlerin negatif etkilerinin olmayacağı söylenemez. Edilgen her konumlanış veya siyaset (bu siyaset objektif de olsa), belli olumsuz etkiler gösterir, gösterebilir. Pasifizmin bu siyaset koşullarında derinleşmesi mümkündür. Özellikle de söz konusu taktik siyasetlerin yanlış algılanıp yorumlanması, eksik anlaşılıp uygulanması veya geri yanlarımıza şemsiye edilmesi söz konusu olduğunda sağ pasifist eğilimi güçlendirmesi ya da derinleştirmesi tamamen mümkündür. O halde ilgili taktik siyasetin doğru uygulanması veya uygulanmasının doğru siyasetlerle olumlu zemine çekilmesi gereklidir.

Bu süreçte güçlerin korunması özel bir anlam taşıyıp taktik siyasetlerin güdülmesini doğrulasa da, bu sürecin edilgen ve pasif duruşu, iş yapmamayı, kolaycılığı besleyen özelliklerde ele alınması elbette sorunlu ve eksik algılayış, uygulayıştır. Uygun güçlerle demokratik mücadele çalışmaları ve kapalı alan çalışmalarının aksatılmadan yürütülmesi, güçlerin korunması biçiminde alınan taktik siyasetin önemli bir parçasıydı. Gelinen aşamada belirlenen taktik siyasetin bir kısmı esas alınıp öne çıkarılırken, diğer kısmı tamamen gözden kaçırılıp dikkate alınmadı, uygulanmayıp unutuldu. Dolayısıyla, korsan gösteri ve eylemlerden, kapalı alan örgütlenmelerinin güçler oranında etkinlikte bunması devreye sokulması gerekendir ve bu alınan taktik siyasete uygun ve onun gereğidir. Edilgen olanı alıp etkin olanı almamak sağ pasifizmin bir yansımasıdır. Evet, sokaktan geçerken başını kaldıran göz altına alınıyor, karikatürize ettiğimiz bu durum doğrudur. Bu anlamda açık alan demokratik mücadeleleri açık hedef olarak düşmanın tutuklama ve baskılarına açıktır. Bunlarda en meşru olanlarında ısrar göstermekte sakınca yokken, bu alan çalışmalarının seçici güçler tarafından yürütülmesi gereklidir. Ancak, kapalı alan çalışmaları ve bu kapsamda başvurulacak biçimlerin (korsan gösteri gibi) devreye sokulması mümkün ve zorunludur. Daha da önemlisi, tamamen bedelsizlik üzerine kurulu bir siyaset olamaz, olursa da bu siyaset devrimci değil, sağ pasifist ve reformisttir. Belli bedeller şahsında gereksiz risklerin alınmaması veya güçlerin korunması doğrudur. Fakat bu, demokratik veya genel mücadelenin tatil edilmesi, tamamen düzenin kabul ettiği meşruiyet içinde ele alınması olarak anlaşılamaz, bu biçimine oturtulamaz. Mümkün olduğunca engellemelerden sakınılmalı ama hiç engellenmeme üzerine de siyaset ve yaklaşım belirlenmemelidir. Bu, hiç bedel ödememe endeksli siyaset-yaklaşımdır ki, bedelsizlik devrimci mücadelede ve özellikle de faşist iktidara karşı mücadelede tasavvur edilemez. Bu bağlamda mutlak biçimde bedel ödememeye endeksli siyaset, özünde devrimci mücadeleyi reddeden siyaset ve yaklaşımdır. Bu yaklaşım devrime değil, reformizme hastır.

Bugün devrimcilik ile reformizm sorunu şeklindeki politik çizgi sorunu gündemde değil, aktüel olan örgütsel politika, duruş, tavır ve bilinç sorunudur ki, bu teorik sorundan ziyade tamamen pratik bir sorundur. Tartışılması ve rotaya sokulması gereken örgütsel duruş, örgütsel tavır-tutum, örgütsel kültür ve örgütsel bilinçtir. Ve elbette bu sorunun arka planı ideolojik-siyasi kavrayış veya geriliğe dayanır.