16 Aralık 2017

Emperyalist/Kapitalist kuşatmanın merkezinde katalonya bağımsızlık dedi!

İspanya tarihsel sömürgeciliği ve bugünkü emperyal sömürü ve yayılmacılığı karşısına, bu tarihsel haksızlıkları bayraklaştırarak “Katalonya İspanya değildir” sloganı, meşru ve demokratik bir hakkın sloganıdır. Katalonya’da bu bağımsızlık iradesine önderlik eden çizginin sınıfsal karakteri, emperyalist-kapitalist sistemle bağdaşıklığı, tabi ki sosyalistler açısından dikkate alınması gereken bir durumdur. Ama bu tıpkı Güney Kürdistan referandumunda olduğu gibi, bir ulusun, bir azınlığın kendi demokratik meşru haklarının kullanıp kullanmama durumuna karşı, bir koşul olarak ileri sürülemez. Ufku, kapitalist dünyanın bir parçası olacak kadar dar olsa da yürüyüş güzergâhları “Katalonya yeni bir Avrupa devletidir” ekseninde olsa da tarihsel haksızlıklara son verecek bağımsızlık iradesini desteklemek, bu tarihsel haksızlığa karşı verilecek mücadelenin önemli bir parçasıdır

HABER MERKEZİ(11.11.2017)-Katalonya özerk bölgesi hükümeti, 2017 Ekim ayının ilk gününde gerçekleştirdiği bağımsızlık referandumuyla birlikte, evet çıkan referandum sonucunun akabinde bağımsızlık ilan etti. İspanya merkezi hükümeti, öncelikle bağımsızlık referandumunu yasa dışı ilan etti ve ardından, sokakları kuşatarak referandumu engelleme çabasına girdi. Polis şiddeti, tutuklamalar ve fiili olarak seçim sandıklarının engellenmesi saldırılarına karşın gerçekleşen referandum ve alınan bağımsızlık kararı karşısında, askeri ve politik saldırılarına devam eden İspanya hâkim güçleri, sokakta elde edemediği sonucu,  İspanya Anayasa Mahkemesi kararıyla bağımsızlık kararını iptal etme ve Katalonya Özerkliğini askıya alma hamlesiyle, Katalonya bağımsızlık iradesini engellemeye çalışmaktadır.  Sadece İspanya değil, tüm AB emperyalist güçleri tarafından dikkatle takip edilen ve sonucu karşısında emperyalistlerin blok tavır aldığı Katalonya bağımsızlık kararı (hem referandumdaki seçmenlerin, akabinde  Katalonya özerk parlamentosunun kararı), İspanya merkezi hükümeti ve senatosunun, Katalonya yerel hükümetinin bağımsızlık kararını  askıya alması  ve merkezi hükümetin bölge üzerinde doğrudan yönetim kurma kararını vermesi, Katalan yetkililerini, Katalonya başkanı Carles Puidgemont’u ve özerk bölge hükümetinin üyelerini görevden azledip, Katalan parlamentosunu lağvedilmesi, Katalan parlamenter  yetkililerinin görevleri bundan böyle Madrid hükümetince atanmış memurlarca üstlenilmesi, Katalonya -İspanya çatışma sürecini yeni bir  boyuta evirmiş bulunmaktadır. Katalonya’nın meşru bağımsızlık hakkı karşısında, İspanya emperyalist-kapitalist güçlerinin, kriz dönemlerinde özerkliği askıya alan ve merkezi yönetime bağlayan, İspanya anayasasının 155. Maddesini devreye koyması, bu çatışmanın derinliği ve derinleşeceği hususunda önemli ibareler vermektedir. Çünkü sorun sadece İspanya- Katalonya çatışmasıyla sınırlı değil, tüm AB emperyalist güçlerinin yakından ilgilendiği ve emperyal çıkarlara göre tavır aldığı bir sorundur. Dünyanın metropolü konumundaki bir alanda cereyan eden ve tarihsel haklılığını güncelleyerek, meşru tercih hakkını kullanan Katalonya, ortaya koyduğu bağımsızlık iradesi ile sadece diğer ezilen ulus ve azınlıklara bir yol haritası sunmakla sınırlı kalmayacak, emperyalist-kapitalist sistemin, ulusal sorunlara dair ortaya koyduğu ve birçok alanda uyguladığı “demokratik çözüm” projelerinin çökmesi,  emperyalist-kapitalist sistemin ezilen ulusları-azınlıkları hapsettiği barbarlık sarmalının kırılmasına bir kez daha vesile olacaktır. Bu anlamıyla, emperyalist-kapitalist sistem, orta göbeğinde cereyan eden bu meşru hakka karşı hem fiili olarak yönelmekte hem de siyasal ve ideolojik olarak, ezilen uluslara-azınlıklara, sömürü zehiri olarak içirdiği “çözüm” projelerini bir kale gibi savunma mantığıyla, saldırmaktadır.

1 Ekim’de yapılan, Katalonya bağımsızlık referandumuna, fiili olarak bu denli saldırıların gerçekleşmesi, direk emperyalistlerin sorun karşısındaki tutumuyla alakalıdır. Madrid hükümetinin kendi gerici hukuku ve fiili adli engelleme çabası, emperyalist-kapitalist sistemin direk politikalarının bir sonucudur. Bu politikanın bir sonucu olarak, sokakları kuşatan şiddetli polis terörüne karşın Katalanlar, kararlı, inatçı ve örgütlü bir güç ortaya koymuş ve bağımsızlık iradesini ortaya çıkarmıştır. 3 Ekim de iradelerini gasp etmeye çalışan, bağımsızlık haklarını kölelik zinciriyle engellemek isteyen Madrid hükümeti özgülünde İspanya emperyalist-kapitalist güçlerine karşı, genel grevle, küçük ve orta ölçekli işletmelerde lokavtlarla, “ulusal dondurma” eylemleriyle cevap olmuştur.  Katalanların bağımsızlık iradesini kıramayan zorba Rajoy hükümeti, sürecin sonucu neye evrilirse evrilsin, kullandığı barbar yöntemlerle, çaresizliğini ve yenilgisini ilan etmiştir. Çünkü AB emperyalistleri, çıkarları ve emperyalist-kapitalist sistemin ulusal soruna dair “çözüm” projeleriyle, tek ve nihai “çözüm” niteliğindeki dayatmalarla, ne kadar saldırgan dururlarsa dursunlar, Avrupa halkları nezdinde Katalonya büyük bir sosyal destek kazanmayı başarmıştır. Kral VI Felipe’nin, İspanya hükümetini destekleyen “vanaları kapatırız” açıklamasına, 1 ve 3 Ekim’de verilen cevap ve bunun Avrupa halkları nazarında sempatiyle karşılanması, Katalonya bağımsızlık yürüyüşünden öte, emperyalist-kapitalist sistemin, ezilen ulus ve azınlıkları köleleştirmenin projeleri olan, “ulusal-kültürel özerklik”,” eyalet- kanton sistemi” “çözümlerine” darbe vuracak yolu açmaktadır. İspanya nazarında, emperyalist-kapitalist güçler, meseleyi bu stratejik açıdan okudukları için, Katalon özgülünde atılan bu “bağımsızlık” adımına, topyekûn saldırmaktadırlar.

Katalonya’nın bağımsızlık tavrı Avrupa’lı emperyalistlerin ‘’demokrasi’’ maskesini bir kez daha düşürmüştür

Bu anlamıyla Katalonya bağımsızlık referandumunun, Katalonya ve İspanya ölçeğini aşan bir sonucu vardır. Bu sonuç emperyalist-kapitalist sistemi direk alakadar etmektedir. Referandum ve referanduma emperyalist-kapitalist güçlerin aldığı tavır göstermiştir ki; ulusların ve azınlıkların sorunlarını demokratik yöntemlerle çözmüş gibi görünen, Kuzey Amerika ve Avrupa gibi, emperyalist-kapitalist sistemin merkezleri olan bölgelerde, hiçbir siyasi, idari sosyal birimin, merkezi olarak bağlandığı ulus devletlerden kopma şansı, mevcut gerici sistemin çarklarını kırmadan olanaklı değildir. Emperyalist-kapitalist sistem ve merkezileştiği ulus devletler, egemen iktidarın niteliğine ve tarzına göre, farklı sosyal birimleri, azınlıkları, ulusları, ya da halkları, baskı altına alınmakta, dillerine doladıkları demokrasiyi, bir çırpıda rafa kaldırmaktadırlar. İskoçya’da baskı unsuru haline getirilen “ekonomik desteksizlik” sopası ile Katalonya’ ya gönderilen jandarma-polis- zaptiye güçleri, aynı niteliğin farklı alanlardaki yansımalarıdır.

Emperyalist sermayenin dolaşımı ve sermayenin uluslararası tekeller tarzındaki merkezileşmesi sürecinde, ulusal sınırları sermayenin hareketi önünde engel olmaktan çıkaran emperyalist-kapitalist sistem, bu hedefi gereği “ulusal devletler” miadını doldurmuştur safsatası yayarken, yine emperyalist-kapitalist sistemin varlık koşullarını “ulus devlet” anlayışı üzerine şekillendirmektedir. Sermayenin hareketini açan ve yeni pazarlar sağlayan, ya da rakip emperyalist sermayenin hareket alanını daraltan dünyanın geri bölgelerinde, ulus-etnik kimlikler üzerinden parçalanmayı yaratan emperyalist-kapitalist sistem, kendi içinde, Pazar alanları ve sömürü ilişkisi daraldığı için, merkezi-ulusal devlet anlayışını, tüm anti-demokratik uygulamalarla hayata geçirmektedir. Kuşkusuz her barbar siyasetini tarihsel koşullara göre ele almaktadır.

Proleter dünya görüşü Marksizm’in, Ekim Sovyetler ve Çin devrimleriyle somut bir hal almasının ardından, özel mülk dünyasının son versiyonu olan emperyalist-kapitalist sistemin yarattığı tüm sosyal sorunlar gibi, ulusal sorunda da ezilen uluslara yeni çığır olacak çözümler ortaya koymuştur. Ezilen sömürge ve bağımlı ulusların ufkunu açan, özgürlük arayışını somut bir politika haline getiren ulusların kendi kaderini tayin hakkı, koşulsuz her ulusun kendi devletini kurma hakkı olarak Ekim devrimi ile somut hal almıştır. Bu bilinç, ezilen bağımlı ulusları sömürgeci güçlerden koparmakla sınırlı bir bilinç değil, aynı zamanda, kapitalist barbarlık karşısında ezilen ulusları ve halkları sosyalizmle bütünleşmeye doğru gelişim göstermiştir. Ekim devriminin etkisiyle, jeo-politik konuma göre, bazı bölgelerde, despotik, katı merkeziyetçi faşist diktatörlükler kuran emperyalist-kapitalist sistem, gelişmiş kapitalist ülkelerde ise “sosyal devlet”, anlayışını bazı doktrinlerle oluşturmuştur. Ulusal ve azınlıklar sorununda ise ulaştığı en “ileri” mevzi, “kültürel-ulusal özerklik”, “eyalet-kanton” sistemi olmuştur. Ve sosyalizmin somut ilerici projelerine karşı, kapitalizmin projesi, sömürü ve bağımlılık ilişkisini daha “yumuşak” ilişkilerle sürdüren bu burjuva “çözümler” olmuştur.

İşte Katalonya bağımsızlık iradesi karşısında, özellikle batı Avrupa’da, tarih karşısında çöken ve daha derin çözümsüzlükler yaratan, emperyalist-kapitalist sistemin bu niteliği olmuştur. AB emperyalistlerinin asıl telaşı budur. Bağımsızlık arayışı, Valon, Flaman, İrlanda vb. gibi ulus ve azınlıkları etkisine alırsa, bu emperyalist-kapitalist sistemin oluşmuş tüm statükolarını yıkmaya dönüşecektir.  Emperyalistlerin ortaya koyduğu tüm “çözümlerin” büyüttüğü çözümsüzlüklerde, ezilen ve sömürülen sosyal güçlerin ortaya koyacağı irade, kapitalist sistemi cepheden sorgulayan bir dinamiği mayalayacağı için, Katalan meselesinde tüm AB emperyalistleri birleşmektedir. Avrupa Komisyonu Başkanı Jean-Claude Juncker in açıklaması, bu korkuyu yeterince açıklamaktadır. “Daha önce de İspanya anayasa mahkemesinin ve İspanya Parlamentosu’nun kararlarına saygı duyacağımızı belirttik. Katalonya’da yapılacak bağımsızlık referandumundan evet çıkarsa, bizler sonuçlara saygı göstereceğiz. Ancak Katalonya oylamadan sonra yeniden kısa süre içinde AB üyesi olamayacak.”  Sonuca “saygı”, kapsamlı bir saldırıyı ifade etmektedir.

Kuşkusuz sorun sadece emperyalist-kapitalist sistemin bu stratejik yaklaşımı ile sınırlı değildir. İspanya- Katalan sorunu, El Clasico’ dan çok daha geçmişlere dayanan, İspanya egemen güçlerinin, Katalanlara uyguladıkları tarihsel haksızlıklar ve barbar baskılar sorunudur.16 yy. da İspanyol sömürge imparatorluğunun, özellikle Amerika kıtasındaki ganimetlerden palazlanırken, Kastilya despotizmi, Akdeniz ticareti üzerinden Katalonları geri plana itmiş, Güney İtalya’yı da içine alan bir ekonomik çöküşe sürüklemiştir. Katalanlar kendi pazarlarına sahip çıkma amacıyla, belirli dönemler baş kaldırsalar da merkezi iktidar daha fazla denetim olanakları yaratmıştır. İspanya, sömürge imparatorluğu yıkılmasına karşın, İspanya’nın Katalonya üzerindeki ağır vergilendirme, pazarını denetim altına alma ve diğer mali-siyasi nüfuz, bir sömürü ilişkisi olarak günümüze kadar gelmiştir.  Bugün ki çatışmanın merkezinde, İspanya egemenlerinin uyguladığı bu ağır ekonomik sömürü ilişkisi görünse de kökü derinlere uzanan, politik, ekonomik, kültürel ve ulusal kimliklerine uygulanan sömürgeci yayılmacılık, meselenin özüdür.

‘’Katalonya İspanya değildir’’ sloganı meşru ve demokratik bir haktır!

İspanya tarihsel sömürgeciliği ve bugünkü emperyal sömürü ve yayılmacılığı karşısına, bu tarihsel haksızlıkları bayraklaştırarak “Katalonya İspanya değildir” sloganı, meşru ve demokratik bir hakkın sloganıdır. Katalonya’da bu bağımsızlık iradesine önderlik eden çizginin sınıfsal karakteri, emperyalist-kapitalist sistemle bağdaşıklığı, tabi ki sosyalistler açısından dikkate alınması gereken bir durumdur. Ama bu tıpkı Güney Kürdistan referandumunda olduğu gibi, bir ulusun, bir azınlığın kendi demokratik meşru haklarının kullanıp kullanmama durumuna karşı, bir koşul olarak ileri sürülemez. Ufku, kapitalist dünyanın bir parçası olacak kadar dar olsa da yürüyüş güzergâhları “Katalonya yeni bir Avrupa devletidir” ekseninde olsa da tarihsel haksızlıklara son verecek bağımsızlık iradesini desteklemek, bu tarihsel haksızlığa karşı verilecek mücadelenin önemli bir parçasıdır.

Katalan’larda siyasal bir irade olarak iradeleşmiş bağımsızlık hamlesine, İspanya sömürü sistemi, daha ağır bedeller ödetme karşı hamlesiyle bu iradeyi boğmak istemektedir. Tutuklamalar, sürgünler ve Katalon parlamentosuna baskınlar yapma gibi politik gerici yönelimler, ekonomik yaptırımlarla birleşerek, Katalanlar, tarihsel haksızlıklara köle yapma süreci devam ettirilmek istenmektedir. Merkezi Barcelona’da bulunan Caixa ve Sabadell gibi büyük bankaların şimdiden merkezlerini Katalonya dışına taşıma kararı ve turizm firmalarının iptal kararları, bu iktisadi kuşatmanın sadece bir kaçıdır.

Katalonya, İspanya genelinde, sanayi üretiminde ve dünya’nın önde gelen çok uluslu şirketlerinin merkezi olması konumuyla, turizm sektöründeki rolüyle, ekonominin beşte birini oluşturuyor. Bağımsızlık iradesi ile ortaya çıkan bu siyasal kriz, çok uluslu şirketler başta olmak üzere, tüm sermaye güçlerini harekete geçirmiş durumdadır. Arabuluculuk adına ortaya atılan tüm projeler, bağımsızlık iradesini kırmaya yöneliktir. “Uzlaşma, diyalog, arabuluculuk için bağımsızlık komisyonu” bu hizmetin icrası için kurulmuş bir komisyondur. Katalonya merkezi yönetiminin düşürülüp, yeniden merkezi İspanya yönetiminin denetiminde seçime gidilmesi hamlesi, bu projeye uygun Katalon bölgesel yönetimini şekillendirme arayışıdır.

Süreç hangi eksende gelişirse gelişsin. Katalonya’nın bağımsızlık iradesi, güncel koşullar içinde kuşatmaya alınsa da tarihsel haksızlıklara karşı ortaya çıkan bu iradeyi koşulsuz ve şartsız Türkiye-Kuzey Kürdistanlı komünistler olarak destekliyoruz. Katalonya halkının bu bağımsızlık iradesini, sosyalizm mücadelesine evirerek, emperyalist-kapitalist sistemle cepheden verilecek sınıf mücadelesinin bir mevziisi haline getirmesi, en doğal beklentimizdir. Bu ele alışla, Katalonya bağımsızlık kararının yanındayız.