21 Ocak 2018

Toplumsal değişme, sınıf mücadelesi ve toplumsal hareketler/Derya İshak

Günümüzde görülen toplumsal hareketlilik sınıf çatışmasını ortadan kaldırmaz; tersine sınıf mücadelesine katkı yapar. Toplumsal değişme ve özgürlük alanı ile sınıf mücadelesi alanı birbirini dışlayan iki ayrı alan değil; birbirini içeren, birbirine bağlı alanlardır. Kapitalizmi temelden devirmeyi hedeflemeyen toplumsal özgürlük ve hak arayışlarına dönük mücadele alanları dar ve sınırlıdır. Reform ve evrim diyebileceğimiz bir sürece dayanırlar; genel demokrasi mücadelesinin birer parçasıdırlar. Sınıf mücadelesinin bir parçası haline gelebilirler. Toplumsal değişmenin temel itici nedeni sınıf çatışmalarıdır. Sınıflar toplumlardaki farklı üretim biçimlerine bağlı olarak ortaya çıkar. Üretim güçleri ile üretim ilişkileri üretim biçimlerini oluşturur. Üretim güçleri ile üretim ilişkileri arasındaki çatışma nesnel düzeydedir

HABER MERKEZİ(09.08.2017)-Toplumların gelişmesi ve değişmesinde etkili olan güçler nedir? Toplumlar nasıl değişir? Devrimler; reform, evrim ve bunlara tekabül eden güç ve değişiklikler kapsamıyla birlikte tartışma konusu olmaya devam ediyor. Özellikle 1960-70’lerden sonra dünyada hızı kesilen devrimler, -var olan komünist partilerin bürokratik bir hale dönüşerek düzenin parçası haline gelmesi- 1968 toplumsal hareketleriyle yeni bir ivme kazandı. İşçi sınıfı ve bağlaşık hareketlerinden umudunu kesenler, komünist hareketin dünya çapında zayıflamasından giderek yeni toplumsal hareketleri esas itici güç olarak görmeye başladılar.

Tüm insanlık tarihi insanın doğayla ve insanın insanla ilişkilerinin tarihidir. Tarihin öznesi insandır. Toplumsal değişme, insan-doğa çelişkisinin belirlediği teknoloji ve insanın insanla, toplumsal sınıf çelişkisinin belirlediği etkileşim tarafından biçimlenir ve nesnel olduğu kadar kaçınılmaz bir süreçtir de.

Toplumsal değişme, bir yönüyle teknolojik gelişmelere bağlı olsa da değişmeyi asıl sağlayan sosyal çelişkilerin neden olduğu sınıf çelişkileridir. Tarihin her evresinde, farklı üretim biçimlerine göre şekillenen farklı sınıflar ortaya çıkmıştır. Bu sınıflar arasındaki çatışma yeni bir toplumsal evreye geçilmesine neden olmuştur. Kölecilikte köle sahipleri ile köleler, feodal toplumda toprak sahipleri ile köylüler arasında çelişki vardır. Ticaretin gelişmesi sonucu tüccarlar güç kazanmıştır. Tüccarlar zanaatkârlarla birlikte kentlere yerleşmiş; kentsoylu bu sınıf fabrikaları kurarak endüstriyel gelişmenin kontrolünü ele geçirmiştir. Endüstri Devrimi neticesinde güç kazanan kentsoylu bu sınıf toprak sahiplerinin iktidarına son vermiştir. Kapitalizmin temelinde burjuvazi ile işçi sınıfı arasında bir çelişki vardır.

Bir toplumda maddi üretim araçları ve insanlar üretim güçlerini oluşturur. İnsanların içine girdikleri ilişkiler üretim biçimlerini ortaya çıkarır. Örneğin tarımla geçinen toplumlarda toprak temel üretim aracı iken, endüstri toplumlarında fabrika üretim aracıdır. Üretim araçları karşısında insanların aldıkları pozisyonlar onların bilinçlerini belirler. Toprak sahibi toprağını kaybetmemek ve topraktan daha fazla verim elde etmek için çabalar. Toprağa bağlı çalışan köylü ise toprak sahibine karşı kendi çıkarını kollamak durumundadır. Çünkü karnını ancak toprağı işleyerek doyurabilir. Fabrika sahibi işçilerini daha çok çalıştırıp daha fazla kâr elde etmek ister. Fabrikada çalışan işçi ise iş-gücünü satmak zorundadır. Üretim araçlarının gelişmesi sonucunda üretim güçleri mevcut üretim ilişkileri çerçevesinde huzursuzluğa yol açar ve üretim biçimini değişmeye zorlar. İnsanların konum ve ideolojileri esas olarak bu maddi hayat tarafından biçimlenir.

Toplumsal değişme, toplumları biçimlendiren teknoloji, kültür, sanayileşme, kentleşme, göçler, savaşlar, bürokrasi, hak arayışları, medyanın ve internetin gittikçe artan etkisi gibi dinamik güçleri içeren bir süreçtir. Toplumsal değişme gerek kültürün gerekse toplumsal kurumların zaman içerisinde dönüşmesi anlamına gelmektedir.

Toplumsal hareketler genel bir sınıflandırmayla ve daha çok amaçları bakımından şöyle ele alınabilir. Barış hareketleri, çevreci hareketler, işçi hareketleri, ulusal ve inanca dayanan kimlik hareketleri, ifade özgürlüğü-demokratik hareketler, kadın hareketleri, LGBTİ eksenli hareketler vb. biçiminde tanımlanabilir. Bu hareketler, taban örgütlenmesine dayalı toplumsal yapının belirli bir boyutunu değiştirerek toplumu iyileştirmeyi hedefleyen hareketlerdir. Ve bu hareketlerin toplumu temelden değiştirme hedefi yoktur. Kapsam itibariyle sınırlıdır.

Günümüzde görülen toplumsal hareketlilik sınıf çatışmasını ortadan kaldırmaz; tersine sınıf mücadelesine katkı yapar. Toplumsal değişme ve özgürlük alanı ile sınıf mücadelesi alanı birbirini dışlayan iki ayrı alan değil; birbirini içeren, birbirine bağlı alanlardır. Kapitalizmi temelden devirmeyi hedeflemeyen toplumsal özgürlük ve hak arayışlarına dönük mücadele alanları dar ve sınırlıdır. Reform ve evrim diyebileceğimiz bir sürece dayanırlar; genel demokrasi mücadelesinin birer parçasıdırlar. Sınıf mücadelesinin bir parçası haline gelebilirler. Toplumsal değişmenin temel itici nedeni sınıf çatışmalarıdır. Sınıflar toplumlardaki farklı üretim biçimlerine bağlı olarak ortaya çıkar. Üretim güçleri ile üretim ilişkileri üretim biçimlerini oluşturur. Üretim güçleri ile üretim ilişkileri arasındaki çatışma nesnel düzeydedir.

Gerçek, insana doğa-toplumun doğrudan sunduğu bir şey değildir. Çoğu zaman gerçeği bulabilmek için gerçek gibi görünen bir görüntünün ilişkilerine ulaşmak gerekir. Toplumsal hareketliliğe kaynaklık eden sınıflara bölünmüş kapitalizmin kendisidir. Toplumsal eylemlerin farklılık gösteren biçimleri, düzenleri, desenleri ve bu eylemlerin politika, ideoloji ve kültüre dayanma tarzlarına baktığımızda, toplumsal hareketlerin ve ortak eylemlerin kaynakları olarak ırk, cinsiyet, sınıf vb. gibi kimliksel hareketler öne çıkar.

1968 dönemi sistem karşıtı bütün hareketlerin dönüşüm geçirdiği bir süreç olmuştur.

Bu dönemde Çin Kültür Devrimi, Küba Devrimi, Vietnam Savaşı gibi dünya ölçeğinde gerçekleşen ve çok yönlü etkileri olan olayların yanı sıra pek çok toplumsal hareket gelişip yayılmıştır. Ulusal kurtuluş mücadeleleri genelde sosyalizmi benimserken, merkez ülkelerde kimlik hareketlerine yönelik bir gelişim ve buna paralel olarak çevre ülkelerde etnik ve dinî kimliklere yönelim gelişmiştir. 1960’ların sonlarında işçi sınıfı hareketi bir toplumsal hareket olarak ivme kaybettiğinde yeni tip hareketler ortaya çıkmaya başlamıştır. ABD’de ve başka ülkelerde 1968 çatışmalarına verilen tepkiler, işçiler ve diğer sömürülen kesimler adına yürütülen “eski” toplumsal hareketlerin miadını doldurduğu şeklinde bir eğilim doğmuştur.

1960’larda ABD’deki kadın hareketi, sivil haklar hareketi, savaş karşıtı hareket ve Avrupa’daki öğrenci hareketleri, barış hareketi, nükleer karşıtı hareket ve yeşil sosyal hareketlerinde görülen hızlı ve ani artış, doğal olarak, bu hareketlerin geçmiş hareketlerden ne farkı var sorusunu gündeme getirir. Bu hareketlere baktığımızda eski hareketlerin yeni koşullarda yeni özelliklerle biçimlenmiş bir halini görüyoruz.  Bütün dünyada gözlenen değişim ve dönüşümlerle birlikte toplumsal hareketlerdeki evrilmeler, 1960’lar ve 1970’lerle sınırlı kalmamış, artan bir hız ve yoğunlukla süreklilik kazanmıştır. 1980’ler ve 1990’larda “Sovyetler Birliği”nin bir alternatif olma özelliğini kaybetmesi ve ardından yıkılmasıyla birlikte yeni dinsel ve etnik kimlikler gelişmeye başlamıştır.

Öğrenci hareketleri 1980’lerde eğitim biçiminin dünya çapında dönüşümüyle önemli ölçüde ivme kaybederken, barış hareketi, feminist, çevreci, dinî ve etnik hareketler de son yıllarda gelişerek süreklilik kazanmıştır. Toplumsal hareketler, toplumsal ilişkiler ve toplumsal bilinçle birlikte belli bir dönüşüm geçirmiştir.

“Yeni toplumsal hareketler kavramı”, 1970’lerin ortalarından beri gelişmekte olan barış hareketleri, feminist hareketler, çevre hareketleri ve yerel özerklik hareketlerin yeni özelliklerini açıklamak için kullanılmıştır. Gerçek anlamda “yeni” olanın ne olduğu ve bu yeniliğin siyasal etkileri tam olarak açıklığa kavuşturulmamıştır. Bir olgunun yeni oluşu, kendi özgün yapılanmasının, benzer ve eski olarak tanımlanan olgudan ayrıştığı noktada belirginleşecektir.

1968’den sonra, etik ya da kimlik konularını vurgulayan, kullandıkları taktikler ve katılımcılar açısından yeni olduğu iddia edilen şeyin, eskiden yaygın olan işçi hareketlerine, politikanın merkez olgusunun sınıf olduğu ve politik ekonomik dönüşümün bütün toplumsal dönüşümü sağlayabileceği görüşünden ayrışmak istemesidir.

Tüm bu gelişmeler, iki yanlış bakışı beraberinde getirmiştir. Birincisi, bu toplumsal hareketleri toplumsal kurtuluş hareketleri yerine ikame etme ve gereğinden fazla önemini büyütme, dolayısıyla sınıftan kaçma tehlikesidir. Diğer tehlikesi ise, devrimci harekette geçmişte etkili olan sınıf indirgemeciliği temelinde, her ne olursa olsun demokratik, toplumsal özgürlük içerikli mücadele ve birikimlerine burun bükerek, bu alanların genel mücadelenin birer parçası olduklarının inkârdan gelinmesidir.