25 Şubat 2018
%AM, %20 %536 %2018 %11:%Oca

İlle de Maozim / Cafer Çakmak

Tarih öğretmiştir ki mücadeleyi sosyalist devrimle taçlandırana kadar Marksistler ilkenin savunulması söz konusu yapıldığında gerek görüldüğünde bir çok kez kopuşlara hazırlıklı olmak zorundalar ve sosyalist devrim boyunca burjuva yol arkadaşlarımızla sert ve amansız ideolojik mücadele vermeden tarihin işaret fişeği patladığında onları iltihak ettikleri bataklıkla baş başa bırakıp  yola devam edip zaferi gamzelerinden öpmek olanaksızdır. Özellikle tarihi derslerimizden çıkaracağımız derslerden öğrenmek önemlidir. Bu derslerin ilki örgüt içi ideolojik mücadelenin yanlış yöntem ve araçlarla yürütüldüğüdür. İdeolojik mücadele fikirsel zeminden koparılır ya da örgütsel sorunlara kisvelendirilir, adeta taht kavgalarına büründürülerek hukuk dışı yöntemlerle tenezzül edilirse geliştirici olmaktan çıkar ve olumsuz sonuçlara yol açar


HABER MERKEZİ-(20.01.2018)-
20’inci yüzyıl deneyimlerinden  çıkardığımız dersler doğrultusunda, kitlelerin demokratik ve bağımsız düşünüp inisiyatif almalarını ve özgürleşmelerini  istiyorsak kitlelerin sessiz takipçiler halinde nötralize olmalarını tasvip etmiyorsak yukarıdan aşağıya örgütlenen tekçiliği reddetmeli saflarımızda ve dışımızda bütün (demokratik, devrimci) farklılıkların çok sesliliğini çoğulculuğunu tanıyıp sosyalizmi tekçiliğe indirgemeden sosyalizmin temel parametreleri doğrultusunda sınırsız basın ifade ve örgütlenme özgürlüğü yaratırken komünist parti dışında ki demokrat devrimci partilerin örgütlenmesini tanıyıp örgütlenmesinin önünde ki bütün engelleri kaldırmalıyız. Komünist parti ve kadrolar kitleler içinde politik “rekabete” girmediğinden ve kitleler ve de demokrat devrimci partiler tarafından denetlenmediklerinden örgüt ve kadrolar maddi ve manevi imtiyazlara sahip olduğunu düşünerek muktedirleşmeye evrilirken yavaş yavaş örgüt bürokratik bir aygıta dönüşerek burjuvalaşır.  Mao’nun belirttiği üzere; “Hangisi daha iyi tek parti mi? Yoksa çok parti mi? Şu anda gördüğümüz gibi belki çok parti olması daha iyi. Bu geçmiş için olduğu kadar gelecek içine doğru olabilir. Uzun vadeli bir arada yaşamak ve karşılıklı denetim anlamına gelir.” Bu ifadelerin politik karşılığı sosyalist demokrasi ve çizgisinde kitleler komün, konsey, meclislerle iktisadi siyasal sosyal yaşamlarını örgütlerken proletarya ve emekçilerin devleti perspektifiyle demokrat devrimci partilerin varlığını tanımalı.

Sosyalizm tahayyülümüzü bugünden yarına inşa edeceğimiz sosyalist demokrasi örgüt anlayışımızı metodolojimizi ve anlayışlarımızı uyumlu içeriklendirilmesini ve de biçimini yaratmak elzemdir. BPKD’nin ürünü olan ve kuruluşunda dayandığı teoriden hareketle örgütün heterojen olduğu ön kabulünü referans almıştır. Hareketin heterojen karakteri iki çizgi anlayışla kabul edilir.  Bu formülasyona rağmen iki çizgi anlayışını kavrayış ve uygulayışımızda hala ciddi sorunlar yaşamaktayız. Kavrayışta ve pratikte ki bu sorun bütünlüklü olarak nasıl bir sosyalizm sorunsalından kopartılamaz. Sosyalizmi çelişmesiz tekçilikten güçlü iktidardan oluşmuş gibi değerlendirip sistem içi çevirimden kopmamak iki çizgi anlayışını iliniksel, türevsel ve teknik boyuta indirip önemsizleştirir. Bu anlayışı iktidarcı ve tekçi olduğundan örgüt saflarında iki çizginin ancak aktüel okumalarda edimlerinin teknik konumlanışında ve politikanın anlık sergilemelerinde görülebileceğini başlı başına bir çizgide bütünleşebilecek (program/strateji) nitelikte fikirlerin yer almayacağını savunur. Bu tekçi anlayış yıllar yılı örgütümüzdeki dinamizmi kötürümleştirerek nitelik düşüklüğü sağlamış daha da ileriye giderek örgüt hukukunu da ihlal ederek bugün ki paradigmayı savunan yoldaşlarımızı hareketin saflarından koparmak yönelimine girmiş tasfiyeye yönelmişlerdir. Öyle ki kendi düşüncelerini hukukun önüne geçirip farklı fikirler savunanları “resmi görüşleri benimsemiyor” yaklaşımıyla, örgütsel mekanizmalara katılmaları engellemişlerdir. Fikirlerine güvenmeyen farklı fikirlerden korkan iktidarcı tekçi anlayış ne yazık ki belli oranlarda hala yer bulmaktadır.

Örgütün heterojen oluşu ve iki çizgi formülasyonu niyetle açıklanamaz. Örgüt dünya proletaryasının tarihi deneyimlerinin devrimci eleştiri ve erişilen bilgi seviyesiyle billurlaşan felsefi teorik anlayışı doğrultusunda sosyalist devrimi hedeflediği bir coğrafya da kuruluyor. Örgüt saflarına katılan kadro ve aktivistler verili toplumdaki sınıf ve sosyolojisiyle motiflenen insanlardır. Katılım gösterenler felsefi anlayışlarını sınıfsal sosyolojik değerlerini kültürlerini vb geldikleri yerlerde bırakmazlar. Bütün bu değerlerini hareketin saflarına taşırlar. Saflarda ki fikirsel dinamizmin ve farklılığın nesnel dayanağı sosyo-politik ortamdır. Eğitim pedagojisi ve olanaklar ne kadar üstün yetenekli olursa olsun bu farklılıklar ortadan kaldırılamaz. İnsan sıradan bir mamul değil ki tornadan geçirilip şekillendirilsin. Eğer bu başarılmış olsaydı bütün olanakları seferber eden toplumsal mühendislikle ideolojik politik eğitimi çok yönlü sağlayan egemenler ayaklanma ve isyanlarla karşı karşıya kalmazlardı. İkincisi her birey farklı dinamiklere sahip olması nedeniyle farklılıklar gösterir.  Ortak değerleri bulunsa da asla diğeriyle aynı olmadığından birebir eş olguları olayları ele alışı yorumlaması diğeriyle aynı olmayabilir. İnsan olmanın gerçekliği çelişkiyi ezeli ve ebedi kılar. Her şey bölünür bireyin düşünceleri genelde en az çift karakterlidir. Düşünceler bölünür ve gelişir. Çelişki ezeli ve ebedi olduğundan insan var oldukça farklılıklarda olacaktır. Üçüncüsü farklılıkları yok sayan kabul etmeyen zihniyet nasıl bir dünya toplum tahayyül etmektedir.

Tarih sahnesine çıkan örgütlerin tümü heterojendir. Uluslararası komünist hareketinde dünden bugün süre gelen komünist partiler de heterojendir. Partilerde birden fazla çiğiler kanaatler bulunur. Ekim Devrimi’ne önderlik eden SBKP’de kuruluşundan itibaren farklı çizgiler bulunmuştur. ÇKP’de bu gerçeklikten azade değildir. Örgüt içinde ki bütün çizgilerin amacı paradigmatik görüşleri parti saflarına benimsetmek dolayısıyla harekete egemen kılmaktır. Lenin, koalisyon birliği olan RSDİP’te öğretmenim dediği Plehanov’a ve Menşeviklere karşı ideolojik mücadele yürüterek çizgisini hakim kıldı. Mao yoldaşın geliştirdiği çizgi Zunyi toplantısına kadar ÇKP’de hakim çizgi değildi. 1921’de kurulan ÇKP’de Mao 1924’den beri farklı bir çizgiyi temsil ediyordu. UKH’nin tarihi de göstermiştir ki ‘’Parti içinde çelişmeler ve bu çelişmeleri çözmek için verilen ideolojik mücadele olmasaydı partinin hayatı sona ererdi.‘’ (Mao) Tarih öğretmiştir ki mücadeleyi sosyalist devrimle taçlandırana kadar Marksistler ilkenin savunulması söz konusu yapıldığında gerek görüldüğünde bir çok kez kopuşlara hazırlıklı olmak zorundalar ve sosyalist devrim boyunca burjuva yol arkadaşlarımızla sert ve amansız ideolojik mücadele vermeden tarihin işaret fişeği patladığında onları iltihak ettikleri bataklıkla baş başa bırakıp  yola devam edip zaferi gamzelerinden öpmek olanaksızdır. Özellikle tarihi derslerimizden çıkaracağımız derslerden öğrenmek önemlidir. Bu derslerin ilki örgüt içi ideolojik mücadelenin yanlış yöntem ve araçlarla yürütüldüğüdür. İdeolojik mücadele fikirsel zeminden koparılır ya da örgütsel sorunlara kisvelendirilir, adeta taht kavgalarına büründürülerek hukuk dışı yöntemlerle tenezzül edilirse geliştirici olmaktan çıkar ve olumsuz sonuçlara yol açar.