15 Aralık 2017
%AM, %20 %420 %2017 %09:%Tem

Faşizm ve OHAL Kıskacında Mücadeleye Genel Bir Bakış

Gücümüzü ve niteliğimizi abartmadan, olumluluklarımızın ve yetersizliklerimizin bilincinde olarak hareket etmek doğru olandır. Bütün bu gerçeklikleri göz önüne alarak, kendi gücünü abartan bir eylemselliğin içerisinde olamayacağımız da açıktır. Sosyalist Öğrenci Hareketi olarak önümüzde kısa vadede 3 temel görev durmaktadır. Birincisi, nicel olarak örgütlülüğümüzü arttırmaktır. İkincisi, nicel olarak edindiğimiz örgütlülüğü nitel olarak ilerletmektir. Üçüncüsü; yaşam alanlarımızı, okullarımızı ve sokakları tutmak ve alanlarımızı olabildiğince sermeye devletine karşı mevzi haline getirmektir

HABER MERKEZİ(20.07.2017)- Sosyalist Öğrenci Hareketi(SÖH)’in kaleme aldığı ve kendi sitesinde yayınladığı ‘’Faşizm ve OHAL Kıskacında Mücadeleye Genel Bir Bakış’’ başlıklı makaleyi takipçilerimizle paylaşıyoruz.

1.Egemenler Cephesinde Yaşanan Gelişmeler

AKP/Erdoğan iktidarı, 15 Temmuz darbe girişimini bahane ederek, OHAL ilan etmişti. İlan edilen OHAL uygulaması darbe girişimine karşı değil de, başta işçi sınıfı olmak üzere bütün ezilen kitlelerin hak taleplerini bastırmaya yönelik bir faşizm hamlesiydi.
Coğrafyamızda yaşanan savaşlar ve gelişmeler emperyalist/kapitalist sistemin içerisine düştüğü derin krizi göstergesidir. Emperyalist güçler arasındaki hegemonya mücadelesine uygun olarak kendisine düşecek payı kapma derdinde olan Türk egemen sınıfları, yaşanan derin kriz karşısında mevcut sistemle mücadele edemeyeceklerinin farkında olarak, tek ”adam” sistemini önüne koymuştur. Böylece, devlet merkezileşecek ve bütün yetkiler tek bir kişinin elinde toplanacaktır. Kararlar, hızlı ve tartışmasız uygulamaya konulabilsin ki, yaşanabilecek bütün karşı koyuşlar alt edilebilsin. MHP, Vatan Partisi, BBP vb. faşist partilerin bu süreci desteklemesinin altında yatan neden mevcut sistemle yaşanabileceklerin önüne devletin geçemeyeceği gerçeğidir. Ki, 15 Temmuz bahanesiyle ilan edilen OHAL bu gelişmelerden bağımsız değildir.
R.T. Erdoğan’nın darbe girişimini ”Allah’ın lütfu” olarak değerlendirmesi boşuna değildi. Geçtiğimiz günlerde Erdoğan OHAL’i değerlendirirken asıl amaçlarının ne olduğunu açıkça ifade etmişti. Erdoğan şöyle konuşmuştu: “Şu anda OHAL ile uğraşıp duruyorlar. OHAL olmamış olsaydı bu kadar rahat, bu kadar huzurlu olarak bu adımlar atılamazdı. OHAL’in sınırlarını da biz belirleriz. OHAL’i biz iş dünyamız daha rahat çalışsın diye yapıyoruz. Soruyorum: İş dünyasında herhangi bir sıkıntınız, aksamanız var mı? Biz göreve geldiğimizde Türkiye’de OHAL vardı, ama bütün fabrikalar grev tehdidi altındaydı. Hatırlayın o günleri. Ama şimdi grev tehdidi olan yere biz OHAL’den istifade ederek anında müdahale ediyoruz. Çünkü iş dünyamızı sarsamazsınız. Bunun için kullanıyoruz biz OHAL’i.” Görüleceği üzere OHAL, işçi-emekçi kitlelerin, demokrasi ve özgürlük talep eden milyonların hak taleplerini faşizmle bastırmak için bir silah olarak kullanılmaktadır. İşçi ve emekçiler güvencesiz çalışma şartlarında sermeye devleti tarafından örgütlü cinayetlere maruz kalmakta; grev, kıdem tazminatı hakları gasp edilmektedir. Son olarak ”kiralık işçi” uygulamasıyla, işçi sınıfının mücadeleyle kazandığı haklar tamamen ortadan kaldırılmak istenerek sınıfa açık savaş ilan edilmiştir. Batı ve Kuzey Kürdistan’da Kürt ulusunun kazanımları karşısında panikleyen Türk egemen sınıfları, başta IŞİD ve ÖSO olmak üzere, çete örgütlenmeleriyle işbirliği yaparak Kürtlerin kazanımlarını yok etmeyi hedefledi. OHAL’in ilan edildiği günden bu yana üniversitelerde öğrencilerin bütün haklı ve meşru mücadelesi polis copuyla, gözaltılar la ve üniversite idarelerinin soruşturma ve okullardan öğrencileri uzaklaştırmasıyla sonuçlanmıştır. Bir zamanlar, kol kola oldukları Fettullahçıları bahane ederek, üniversitelerimizde devrimci-demokrat-yurtsever akademisyenleri hukuksuzca açığa aldılar. Bilimsel eğitimin son kırıntılarını da eğitim kurumlarından def etmeye çalışan iktidar evrim teorisini de bu anlayışa bağlı olarak ders programından çıkarmıştır. Nuriye ve Semih Özakça’nın bu adaletsizliğe karşı başlatmış bulunduğu açlık grevi, iktidar tarafından önce itibarsızlaştırılmak istendi. Sonrasında ise, saldırı ve tutuklama ile yani en koyu faşizmle karşılandı. Devrimci-demokrat-yurtseverlere ait derneklerin kapısına mühür vurulmuş, halkın iradesiyle seçilmiş Kürdistan belediyelerine Kayyum atanmıştır. Sokaklarda demokratik taleplerini dillendiren, basın açıklaması, yürüyüş yapmak isteyenlere faşizmle karşılık verilmiş ve bütün meşru ve demokratik talepleri savunanlar polis şiddetine, gözaltı ve tutuklamalara maruz kalmışlardır. Kuzey Kürdistan’da şehirler yerle bir edilmiş, daha sonra bu alanlar rant ve talana açılmak istenmiştir. Ensar gibi sözüm ona vakıflarda çocuklar istismar edilmişti. Kadınlara dönük saldırı politikalarını en üst seviyeye çeken AKP/Erdoğan iktidarı pervasızlaşmakta sınır tanımamıştır. Taciz, tecavüz, yaşam tarzına müdahale sıradan bir olguya dönüşmüş ve iktidardan güç bulan erkek egemen zihniyet açıkça saldırı pozisyonuna geçmiştir. Referandum sürecinde HAYIR cephesi kazandığı halde süreci manipüle eden, kitlelerin öfkesinin sokaklara taşmasının önüne geçen Kemal Kılıçdaroğlu ve CHP kendi kitlesi içerisinde dahi sorgulanır duruma gelmiştir. HDP’li vekillerin dokunulmazlıklarının hukuksuzca kaldırılması sürecinde aktif rol oynayan CHP ve yönetimi, iktidarın saldırılarından nasibini aldığı için ve Kemal Kılıçdaroğlu’nun genel başkanlığı sorgulanır hale geldiği için ”Adalet Yürüyüşü” hamlesini yapmak zorunda kalmıştır. AKP/Erdoğan iktidarı bu gelişme karşısında tedirgin olmuş ve yürüyüşe katılanları tehdit etmişlerdir. Bu durum, Erdoğan ve AKP’nin korkularını bir kez daha gün yüzüne çıkarmıştır.

2.Ezilenler Cephesinde Yaşanan Gelişmeler

Devlet cephesinde bütün bu gelişmeler yaşanırken, ezilenler cephesinde bir dizi olumluluğa karşın esas olarak süreci karşılayamama damga vurmuştur. İşçi sınıfına karşı örgütlenen siyasal ve fiziki katliamlara karşı devrimci-demokrat-yurtsever hareketler gerekli siyasal refleksi göstermemiş-gösterememiştir. Bize, bu müdahalesizliğin iki nedeni vardır. Birincisi, faşizme karşı kitleleri seferber edecek siyasal adımların atılamamasıdır. İkincisi, özellikle Post-Marksist anlayışların, politik aktörlerin ve siyasal hareketlerin hücrelerine dek nüfus etmesidir. Öyle ki, uzun zamandır, işçi ve emekçilerin mücadelesine gerekli siyasal ilgi gösterilmemiş ve hem yaşanan işçi mücadelesine hem de yaşanan işçi katliamlarına seyirci kalınmıştır. Belirttiğimiz bu ikinci neden derin bir ideolojik kırılmanın yansıması olduğunu düşünüyoruz. Keza, en can alıcı gündemler siyasal açıdan dikkate alınmazken, iktidarın gündeme değiştirmeye yönelik manipülasyonları gereğinden fazla gündeme alınmıştır. Kürdistan’da halka karşı yürütülen imha süreci adeta seyredilmiş ve sosyal medya tepkilerinden öteye geçememiştir. CHP’nin yukarıda değindiğimiz nedenlerden ötürü başlattığı ”Adalet Yürüyüşü” esasen CHP’nin kendi çıkarları noktasında şekillenmiştir. CHP gerçek anlamda adaleti ve demokrasiyi savunan bir parti değil, aksine sistemin statükosunun sürmesinden yana olan faşist bir partidir. CHP, bu hamleyi kendi çıkarları noktasında yapmış olsa bile önemli bir dinamiği harekete geçirdiği gerçekliği es geçilemez. Milyonlarca kişinin rahatsızlık duyduğu tek ”adam” düzenine karşı uzun zamandır toplumda karşılığı olan adalet, demokrasi ve eşitlik arayışına karşı bir hamle yapamayan, bu dinamiği olumlu anlamda harekete geçiremeyen sosyalist hareketler, daha sonra CHP’nin başlatmış olduğu yürüyüşe önce seyirci kalmış ve daha sonra ise, CHP’ye yedeklenme tavrına düşmüşlerdir. CHP’nin, bu hamleyi devrimci-demokrat-yurtsever örgütlerden önce başlatmış olması ve süreci kendi çıkarları noktasında yönetmesi, kitleleri kendi kuyruğuna takmasının sorumlusu politika üretemeyen bütün sosyalist örgütlerdir. Bu politikasızlık es geçilerek üst perdeden yapılan eleştirilerin yaşamda karşılığı olmadığı görüşündeyiz. CHP’nin faşist bir parti olduğunu, kitleleri kendi yönelimine uygun sürüklediğini söylemek ve kitleleri CHP’nin siyasetine teslim etmek tamamen bizlerin hatasıdır. Bugün alternatif bir siyaset üretmediğimiz için CHP’ye mahkum olan milyonlarca demokratik talebi olan kitleler mevcuttur. CHP’nin yönetici kadrosunu ve küçük bir ulusalcı-faşist tabanını saymazsak, geriye kalan milyonlarca kitle dün GEZİ/HAZİRAN isyanında bizlerle birlikte barikatlarda faşizme karşı direnen, başkanlığa HAYIR diyen kitledir. Demokrasiyi ve özgürlüğü savunan, daha iyi bir yaşamın olanağını savunan kitledir. Bu kitleyi faşist bir partinin politikasına yedeklemek bizlerin değilse kimin kabahatidir? Bu noktada, kendimize, politikasızlığımıza ve alternatif olamamamıza öz eleştirel yaklaşmalı ve önümüzdeki süreçlere seyirci kalmamalıyız. Yine, akademisyenlerin üniversitelerden tasfiye edilmesine gerekli siyasal tavır alınmamış ve belli başlı üniversitelerde öğrenci ve gençlik hareketlerinin akademisyenlerle birlikte geliştirdiği birkaç önemli eylemsellikler dışında akıllarda kalan bir tepki geliştirilememiştir. Kadınlara, LGBTİ’lere ve çocuklara dönük açık saldırı politikaları ne yazık ki, yeterince gündemleştirilememiş ve buna bağlı olarak sokak muhalefeti örgütlenememiştir. Nuriye-Semih Özakça tutuklandıktan sonra Veli Saçılık’ın neredeyse yalnız başına ördüğü direniş ders niteliğindedir. Bir kişinin dahi irade göstermesi durumunda faşizmi nasıl korkuttuğuna en güzel örneklerden sadece birisidir. AKP/Erdoğan iktidarının saldırılarına rağmen özellikle başkanlık referandumu sürecinde gençlik ve öğrenci örgütleri olumlu rol oynamıştı. İktidarın koyu faşizmine rağmen Sosyalist Öğrenci Hareketi’nin de içerisinde bulunduğu GENÇLİK VAR süreçte sokaklarda başkanlığa karşı hayır kampanyasını örgütleyen en önemli dinamiklerden biri olarak ön plana çıktı. Bu süreçte, yaşanan olumlu deneyime rağmen önemli ölçüde eksikliklerin de olduğu açıktır. Bu gelişmelerin dışında genel olarak, belli başlı umut verici çıkışlar olmuştur; ancak esasen sürece doğru tarzda müdahale edilememiştir. Bir elin parmağını geçmeyecek olan olumlulukları bir yana bırakırsak, derin bir sessizliğin sürecin belirleyici yanı olduğu açığa çıkacaktır. Bütün bu gerçeklikleri göz önüne aldığımızda, önümüzdeki sürecinde faşizmin yoğun baskısı altında geçeceği açıktır. Sosyalist Öğrenci Hareketi olarak, önümüzdeki sürecin planlamasını asgari oranda açığa çıkarmış bulunmaktayız. Bize göre, faşizmin tahakkümüne karşı kampüslerde ve sokaklarda mücadelenin nabzını tutmak, bu alanlarda çetin bir mücadele ile kazanımlarımızı ileriye seviyeye taşımak ve en geniş toplumsal muhalefeti örmek elzemdir. Sosyalist Öğrenci Hareketi olarak, başta liseler ve üniversiteler olmak üzere sermeye devletinin saldırılarına karşı örgütlü karşı koyuşumuzu ilerletme ve bir üst aşamaya geçirmenin zorunlu olduğunun bilincindeyiz. Adım adım, parça parça mücadele alanlarımızdaki engelleri kaldırmak ve daha geniş bir öğrenci kitlesiyle buluşmak önümüzde duran en acil görevlerdir. Sosyalist Öğrenci Hareketi olarak, kendi öz faaliyetlerimizi yapmanın yanı sıra, bütün gençlik ve öğrenci hareketleriyle yapılacak eylem birliktelikleriyle sürece birlikte karşı koymanın objektif olarak yaşamın önümüze koyduğu bir zorunluluk olduğunu düşünüyoruz. AKP ve diğer faşist partilerin, haklı ve meşru taleplerimize karşı birlikte tek vücut halinde geliştirdikleri saldırılara karşı, ezilenler cephesinden birlikte karşılamak zorundayız. Önümüzdeki süreci, AKP/Erdoğan iktidarının üniversitelerimizde, liselerimizde ve sokaklarımızda estirdiği faşist havayı dağıtmak ve alanlarımızı, mevzilerimizi ve kazanımlarımızı adım adım ilerletme anlayışı üzerinden örmek şuan için izlenebilecek en doğru siyasal mücadele olduğunu düşünüyoruz. Artık açıklamalar kaleme almakla, sosyal medyadan ve çeşitli araçlarla pasif direnişle süreci ilerletmenin, sürdürmenin anlamsız ve yersiz olduğunu düşünüyoruz. Hareket ederek, örgütlenerek ve en ön saflarda mücadele ederek ezilen kesimlerle birleşebileceğimizin bilincindeyiz. Plansız, programsız, günü kurtarmaya dönük siyaset tarzına karşı meşru ve haklı mücadele yürütmenin aciliyeti ortadadır. Öğrenci hareketimiz, kitlerden kopuk, pasif ve günü karşılamayan bütün anlayışların bir eleştirisi olarak doğmuştur. Bunun bir söylemden öte pratiğe geçirilmesi zorunludur. Yoksa, sözü yormaktan, düzinelerce sayfa tahliller yaparak boş sayfayı heba etmekten öteye geçemeyiz. Faşizme karşı mücadelede söyleyecek çok sözümüz elbette vardır. Uzun ve kapsamlı analizlere elbette ihtiyaç vardır. Ki, biz, bu araçları sonuna kadar kullanmaktan yanayız. Ancak söylem ve eylemlerimizin de birbirlerine paralel olmalıdır. Yoksa kendimizi ve kitleleri aldatmaktan öteye varamayız. Bu yaklaşımımızdan hemen her şeyin mükemmel olacağı asla anlaşılmamalıdır. Öğrenci hareketimizin nicel ve nitel yetmezlikleri ve olumlu yanları mevcuttur. Bizlerin yapması gereken olumlu yanları esas hale getirmek, sabırlı ve inatçı bir siyasal süreç içerinde mücadeleyi üst seviyeye çekmektir. Yürümek için, koşmak için emeklemenin gerekli olduğumun bilincindeyiz; ancak emekleme aşamasındayken dahi önümüzde duran engelleri küçük ama mütevazi hareketlerle aşmayacağımız asla düşünülmemelidir. Marks’ın “İnsanlık önüne çözebileceği sorunları koyar.” yaklaşımından hareket eden Sosyalist Öğrenci Hareketi, henüz emekleme aşamasındadır. Ancak bu aşamada dahi önünde duran acil problemleri aşma yeteneğini göstermiştir. Bu gerçeklikten yaklaştığımızda, bütün yetmezliklerimize, nicel ve nitel zayıflıklarımıza rağmen 6-7 aylık bir süreçte olumlu yanlarımız ağır basmıştır. Şimdi, durmaksızın ileriye doğru adımlarımızı atıp daha çok şey yapmanın mümkün olduğu kanaatindeyiz.

Sonuç olarak;

Gücümüzü ve niteliğimizi abartmadan, olumluluklarımızın ve yetersizliklerimizin bilincinde olarak hareket etmek doğru olandır. Bütün bu gerçeklikleri göz önüne alarak, kendi gücünü abartan bir eylemselliğin içerisinde olamayacağımız da açıktır. Sosyalist Öğrenci Hareketi olarak önümüzde kısa vadede 3 temel görev durmaktadır. Birincisi, nicel olarak örgütlülüğümüzü arttırmaktır. İkincisi, nicel olarak edindiğimiz örgütlülüğü nitel olarak ilerletmektir. Üçüncüsü; yaşam alanlarımızı, okullarımızı ve sokakları tutmak ve alanlarımızı olabildiğince sermeye devletine karşı mevzi haline getirmektir. Biliyoruz ki, bütün bu düşüncelerimizin yaşamsallaşması ciddi ve titiz bir siyasal çalışmanın sonucu olacaktır. Bütün bir alanı tutacak gücümüz yoksa da bir alanı, bir sokağı, bir mekanı da tutmaktan vazgeçeceğimiz anlamına gelmez. Örgütlü ve organize olarak karşımızda duran faşizme karşı, örgütlü ve organize bir mücadele hattını yaratmak bütün sosyalistlerin görevi olduğu gibi, öğrenci hareketimizin de görevidir. Omuzlarımızdaki mücadele yükünün farkında olarak, bir yol açmamız kaçınılmaz hale gelmiştir. Yukarıda değindiğimiz artı ve eksi bütün durumların muhattaplarından birisi de şüphesiz ki, öğrenci hareketimizdir. Kendimizi bu süreçten soyutlayarak ele alan, eleştiriyi hep kendi dışındakilere yapan ama kendisine öz eleştirel yaklaşmayan tarzı doğru bulmuyoruz. Nefes aldığımız coğrafyada, faşizmin saldırılarını püskürtememişsek eğer, önce eleştiri oklarını kendimize çevirmemiz gerektiğine inanıyoruz. Sosyalist Öğrenci Hareketi, bütün bu sürecin lehte ve aleyhte olan her şeyden kendisini sorumlu görmektedir. Türkiye ve Kuzey Kürdistan coğrafyasında bulunan bütün Sosyalist Öğrenci Hareketi üye ve taraftarlarından beklentimiz, mücadelemizde bizleri geriye düşüren bütün anlayışlardan arınmak ve yeni, güçlü bir siyasal mücadele hattını örmektir. Bütün yoldaşlarımıza bu zorlu süreçte çalışmalarında başarılar diliyor, Sosyalizm ve Sosyalist Öğrenci Hareketimiz’in bayrağını yükseltmelerini bekliyoruz.