15 Aralık 2017
%AM, %04 %182 %2013 %03:%Şub

Nepalli Maoistler tartışıyor

Maoistler Arasında Tartışmalar- İdeolojik Bir Mücadele mi Yoksa Koltuk Kavgası Mı?

Indra Mohan Sigdel ‘Basanta’

Gelinen süreçte partimiz içinde son derece ciddi bir ideolojik mücadele verilmektedir. Bu dediğimden, parti içinde eskiden ideolojik mücadelenin olmadığı çıkarılmamalıdır elbette. İdeolojik mücadele bir parti içerisinde her zaman vardır, ancak kâh keskinleşir, kâh yumuşar. Ayrıca, bu mücadele asla tek bir mesele üzerinden gelişmez, zamana ve duruma göre pek çok farklı konuda farklı fikirler arası ideolojik mücadele söz konusudur. Partimiz içinde ideolojik, siyasi ve örgütsel hatlara dair sürmekte tartışmalar aslında partimizin içindeki iki çizginin mücadelesidir: Marksist çizgiyle reformist çizgi. Ve an itibariyle bu mücadele son derece kritik bir aşamaya varmıştır.

İki çizgi mücadelesi komünist bir parti için can damarı gibidir. Ayrıca bir partiyi ileriye taşıyan güçtür. Çünkü birliğin temelinde mücadele yatar. Mao yeni bir temele yaslanan yeni bir birliğin gerçekleşebilmesi için dönüşümün önemini vurgulamıştır. Birlik uzlaşı ile gerçekleşmez, daha sağlam bir birlik, dönüşüm olmaksızın gerçekleşemez ve mücadelenin dışında da dönüşüm gerçekleştirmeye vakıf bir güç yoktur. Bu yüzden iki çizgi mücadelesi bir partiyi ileriye taşıyan bir güçtür.

Barış sürecine girdikten sonra partimizin gerçekleştirdiği Balaju toplantısında baş gösteren iki çizgi mücadelesi bugüne dek yoğunlaşarak sürmüştür. Mücadelenin özü ideolojik ve siyasi sorunlara dairdir. Ama bu farklı görüşlerin ifade ediliş biçimleri durumdan duruma farklılık göstermiştir. Balaju toplantısından bu yana, partimiz içindeki iki çizgi mücadelesi kimi farklı evrelerden geçmiştir. Bu evreler aşağıda özetlenmiştir.

Öncelikle, burjuva çalışma tarzına karşı mücadele evresi. Partimiz, barış antlaşmasını imzalayıp şehirlere yerleştikten sonra parti için burjuva çalışma tarzı yaygınlık kazanmaya başladı. Liderlerin ve üst kadroların pek çoğu, geçmişteki üsleri olan yoksul kırlık bölgeleri unutarak büyük otellerde günlerini gün etmeye başladılar. “Şehirlerde devrimci bölgeler oluşturacağız” bahanesinin arkasına sığınarak hem de! Balaju toplantısında bu duruma karşı dillendirilen görüşler, bu çalışma tarzının partiyi devrimci çizgisinden saptıracağı ve partiyi reformist bir eksene oturtacağı kaygısını ifade ediyorlardı. Ancak Balaju’da bu çalışma tarzına karşı alınan kararların bulunduğu belge hiçbir zaman okuma, tartışma ve uygulama amacıyla partililere dağıtılmadı. Bunun yapılmayışı, önümüzdeki günlerde irdelenmesi gereken ciddi bir meseledir.

İç mücadelenin ikinci aşaması partinin benimseyeceği yeni taktiğe dairdi. Nepal’in yönetim biçiminin federal demokratik bir cumhuriyet olduğunun açıklandığı ilk kurucu meclis toplantısıyla birlikte, parti MK’sının Chungwang toplantısında benimsediği taktik de amacına ulaşmış oldu. O durumda partinin zaman kaybetmeden mücadeleyi daha ileriye taşıyacak yeni bir taktik benimsemesi gerekirdi, ama bu yapılmadı. Nepal’in bir demokrasi olduğunun ilanından sonraki bir yıllık süre boyunca partinin hiçbir taktiği yoktu. Eski taktiğin amacına ulaştığı ve yeni bir taktiğin benimsenememiş olduğu o süreçte partinin kısır parlamenter deneyimler dışında ileriye gidememesi son derece normaldir. Bu durum, bir sonraki taktiğin ne olacağı sorunsalını partinin gündemine oturtmaya yeterli olmalıydı. 2008 Kasım’ında gerçekleştirilen Kharipati Kongresi’nde keskin ve kapsamlı bir iki çizgi mücadelesi söz konusuydu. Sonunda, Nepal’in hala yarı-feodal ve yarı-sömürge bir ülke, ‘federal demokratik cumhuriyet’ adı verilen yönetim biçimininse karşıdevrimci olduğuna karar kılınmış ve parti ‘Federal Halk Cumhuriyeti’ni hedefleyerek yeni demokratik devrimi sonuna kadar sürdürme taktiğinde karar kılmıştı. Bu karar hala geçerlidir ve uygulamaya konmayı beklemektedir.

Üçüncü aşama, yukarıda belirtilen taktiğin uygulanması için planlar geliştirmeye dairdi. Kharipati Kongresi, partinin yeni taktiğinin belirlenmesi hususunda başarıya ulaşmıştı, ancak bu taktiğin nasıl uygulanacağına dair somut bir plan kararlaştırılamamıştı. Parti, kongreden sonraki dokuz ay boyunca elle tutulabilir bir plan ortaya koyamadı. Daha sonra, 2009 Ağustos’unda başlayan ve üç ay süren merkez komite toplantısı bazı önemli kararlara vardı. Birincisi, Federal Halk Cumhuriyeti için halk ayaklanmasının gerekli olduğu, ikincisi ise, halk ayaklanmasının başarıya ulaşması için dört hazırlığın ve dört üssün zaruri olduğuydu. Üç ay gibi uzun bir süre boyunca yürütülen çetin bir ideolojik ve siyasi mücadelenin sonunda alınan bu kararlar parti tarihimiz açısından büyük önem taşımaktadır.

Dördüncü, planın uygulamaya konmasına ilişkin tartışmaların söz konusu olduğu aşamadır. Parti, bu planı üç aşamada uygulamaya koymaya karar vermişti. Bunlar 6 Nisan 2010’daki kitlesel yürüyüş, 1 Mayıs ve süresiz genel grevdi. 1 Mayıs 2010 tarihinde parti Kathmandu’daki Tundikhel stadyumunda, genel grevin halk ayaklanmasına dönüşerek emekçi yığınlar iktidarı zapt edene değin sürdürüleceğini ilan etmişti. Bu açıklamayla birlikte halkı yığınlarını eşi benzeri görülmemiş bir heyecan sarmıştı. Ancak ilginç bir şekilde, söz konusu grev ilan edilişinin üzerinden iki hafta henüz geçmişken durdurulmuştu. Bu durum halk kitlelerinin moralini bozmaktan, karamsarlığın yayılmasından başka bir işe yaramamıştır. Federal Halk Cumhuriyeti’nin ilanından önceki son ayaklanma, “sonuncu kavga” olacağı söylenen grev yarıda kesilmişti. Parti bu kitlesel grevin durdurulmasına sebep olan nesnel ve öznel durumun tam bir değerlendirmesini hala yapmış değildir.

Beşinci aşama, Palungtar toplantısında ve sonrasında gelişen ideolojik mücadeledir. Kharipati ile başlayan ideolojik mücadele, grevin Mayıs 2010’da yarıda kesilmesiyle birlikte doruk noktasına ulaşmıştı. Önderlerimiz, kadrolarımız ve Nepal halkı 2010 Kasım’ında gerçekleştirilen Palungtar tartışmalarının öneminin ve şiddetinin bilincindedir. Ama bu toplantı da taktiğin uygulanmasına ilişkin somut, yeni bir planın ortaya konması ve anlaşmazlıkların çözülmesi için daha etkin bir demokratik merkeziyetçilik anlayışının uygulamaya konması meselelerinde eksik kalmıştır. Yapılan şey, dönüşümün, birliğin ve halk ayaklanmasının başka alternatifleri olmadığına karar verilmesiydi. Tartışmaları takip eden toplantıda ileride benimsenebilecek farklı yöntemler defterden silindi. Ancak toplantıda sonuca bağlanabilen önemli kararlar parti içi tartışmalarda beş maddeli uygulamanın geçerli olması, halk ayaklanması için zorunlu olduğuna karar kılınan dört üssün ve dört hazırlığın detaylandırılması ve Halkın Gönüllüleri Eylem Bürosu’nun[1] oluşturulmasıydı. Tartışmalar sonunda, grevin yarıda kesilmesi ile yitirilen coşku bir nebze olsun geri kazanılmıştı. Ama ilginçtir ki önder çekirdek bu alınan kararların pratikte uygulanmasının önemine pek vurguda bulunmamışlardır.

Altıncısı, önderliğin Sukute toplantısında 180 derecelik keskin dönüşünden sonraki aşamadır. Kharipati’den beri sürdürülmüş olan iki çizgi mücadelesi Sukute’de gerçekleştirilen daimi komite toplantısı ile farklı bir yola girmiştir. Açıkça söylemek gerekirse devrimci ve reformcu çizgi arasında sürdürülmekte olan şiddetli mücadele Sukute’ye varıldığında çözülmüştü. Dört gün öncesine dek gözü halk ayaklanmasından başka bir şey görmeyen önderliğimizin[2], Singapur gezisinin sonrasında Sukute’ye geldiğinde her yanda karşıdevrim tehlikesi görmesinin sebebi açıklanabilir değildir, özellikle de nesnel ve öznel şartlarda hiçbir değişikliğin gerçekleşmemiş olduğu göz önünde bulundurulursa. Derinine incelenmesi gereken ciddi bir sorun bu, kuşkusuz.

Yukarıda belirtilen noktalar partimiz içindeki iç mücadelenin nasıl gelişmiş olduğunu ve nasıl ilerlemekte olduğunu en genel çizgileriyle anlatmaktadır. Balaju’dan, Sukute’nin hemen öncesine dek süren uzun iki çizgi mücadelesi sürecine baktığımızda tuhaf bir durumla karşı karşıya kalıyoruz. Bu uzun süreç boyunca önderliğimiz: 1) zorda kalmadıkça toplantı çağrılarında bulunmamayı tercih etti, 2) toplantı çağırısında bulunduğu durumlarda da devrimin ana sorunlarını gündeme oturtmaktansa günlük meseleleri tartışarak durumu savuşturmaya çalıştı, 3) toplantılarda kendisine devrimci sorunlar dayatıldığında eklektik bir tutum almayı tercih etti, 4) devrimci kararlar alındığı zamanlarda da bunların uygulanması yönünde bir vurguda ya da ısrarda bulunmadı. Bu süreç, reformizmin parti içinde yer edinmesine olanak tanıyacak bir ortam oluşuncaya dek yıllarca sürdü. Ve öyle bir noktaya gelindi ki bir yandan devrim tezahüratları yapılırken, artık devrim tasfiyeye uğruyor. Önderliğin bunu planlı bir biçimde, kasten yaptığı söylenemez. Ama gerçek şudur ki, bu olan bitene yol açan önderliğimizin sırtını yasladığı problemli ideolojik zemindir. Sukute’nin kanıtladığı şey, felsefede eklektizmin ve siyasette orta-yolculuğun yol açtığı şeyin reformizm olduğudur.

Yukarıda belirtilen ideolojik ve siyasi meselelerin yanı sıra, partimizin örgütsel meselelerine dair de ciddi bir iki çizgi mücadelesi süregitmektedir. İfade özgürlüyle eylem birlinin yan yana sağlanması, işbölümünün sistematik hale getirilmesi, kolektif karar alma ile bireysel sorumluluğun harmanlanması… Yani özetle, demokratik merkeziyetçiliğin daha etkili bir hale getirilmesine ilişkin pek çok örgütsel soruna dair de bir çizgi mücadelesi mevcuttur. Özellikle merkeziyetçiliğin bürokratizme ve totalitarizme evrilmekte olduğu şu noktada, partimizin gündemindeki tartışmalardan biri de önder çekirdeğin yukarıdan aşağı şekilde, kolektif kararın merkezi bir ifadesi olan bir komite sistemine tam anlamıyla nasıl dönüştürüleceğine ilişkindir.

Marksizm-Leninizm-Maoizm’in partimiz içinde bir kez daha, doğru şekilde benimsenmesi, doğru bir ideolojik, politik ve örgütsel hattın benimsenmesi, disiplinli bir partinin inşası ve mücadelenin yol açtığı dönüşümün sonrasında daha etkin bir birliğin sağlanması, partimiz içinde sürmekte olan iki çizgi mücadelesinin hedefleridir. İki çizgi mücadelesi ne kadar sağlıklı ve sabırlı bir biçimde sürdürülür, ne kadar iyi ve idare edilirse, önderliğin ve kadroların devrimci dönüşümü ve parti içi ilkeli birlik daha mümkün hale gelir. İki çizgi mücadelesini derinleştirmek ve sürdürmek halkın devrimci sürece katılması görevini başarıyla gerçekleştirmemizi sağlar. Bu, Büyük Proleter Kültürel Devrim’in bize bıraktığı bir mirastır. İdeolojik ve politik meselelerin sadece dar bir önder çekirdeği tarafından tartışılması Marksizm’e uygun değildir.

Ancak şaşırtıcı şekilde, önderliğe yakın olduğunu iddia eden kimi yoldaşlarımız şu sıralar iki çizgi mücadelesinin ideolojik önemini geri plana atmak ve çizgi mücadelesini önemsiz bir şeymiş gibi göstermek için epey faal biçimde çalışıyorlar. Dürüst kadrolarımıza iki çizgi mücadelesini çarpıtarak anlatmak suretiyle kendi sağ oportünist emellerini gerçek kılmaya çalışıyorlar. Devrimci saflarda sürdürülen ideolojik mücadelenin aslında bir tür koltuk kavgası olduğunu düşünen yoldaşlarımız, ideolojik açıdan ne denli geri olduklarını sergilemekten başka bir şey yapmamaktadırlar. Bakanlık görevinden istifa etmeleri halinde o mevkie akrabalarının ve ahbaplarının oturacağının garanti altına almak için çırpınan ‘yoldaşlarınki’ koltuk kavgası değil de, kabinenin -ara antlaşmada belirtildiği üzere- kapsamlı olmasını ve orantılı temsil ilkesine göre oluşturulmasını isteyenlerin çabaları mı koltuk kavgası?

Nepal’deki yeni demokratik devrim sürecinin, karşıdevrimin eşiğinde olduğu artık gün gibi açıktır. Bu tehdit, HKO’nun “entegrasyon” bahanesiyle gerçekleştirilmek istenen lağvı ve-sözde- yeni bir anayasanın yazılması için “mutabakat oluşturmak” adına komprador, bürokrat burjuvazi ve feodal derebeyleri ile imzalanması tartışılan uzlaşı belgesinde vücut bulmaktadır. Ama bu durum ne ordunun entegrasyonuna yol açacaktır ne de yeni bir anayasanın önünü açacaktır. Ordunun entegrasyonu ve yeni anayasanın yazılması partimizin politikası dahilinde önümüze konmuş hedeflerdir. Partimizdeki hiç kimse ordunun, partinin ulusal güvenlik politikası uyarınca, yani HKO savaşçılarının ön safta görev alacağı şekilde Nepal Ordusu’na entegrasyonuna ya da anti-emperyalist, anti-feodal içerikli bir halk anayasasının yazılmasına karşı çıkmamıştır. Ancak bu şartlar karşılanmadan sürecin devam etmesi, yani ordu entegrasyonunun HKO’yu tasfiye edecek bir biçimde gerçekleştirilmesi ve yeni anayasanın yazılması adı altında egemen sınıflarla uzlaşılması süreci doğrudan karşıdevrime sürükler.

Balaju toplantısından bu güne değin sürmüş olan iki çizgi mücadelesinin özü şudur: Nepal’deki karşıdevrimci sınıflar arasında esas gücü elinde bulunduran komprador burjuvaziye karşı mücadeleyi yükseltmek, anti-emperyalist ve anti-feodal bir halk anayasası yazıp ulusal güvenlik politikası uyarınca ordu entegrasyonunu sağlamak mı esastır, yoksa karşıdevrimcilerle uzlaşı arayışı içinde, ‘barış’ için HKO’yu lağvetmek ve “mutabakat oluşturmak” adı altında, egemenlere hizmet eden, düzen-içi bir anayasa kaleme almak mı? Açıktır ki ilk yol, Nepal Federal Halk Cumhuriyeti’nin kurulmasını ve yeni demokratik devrim sürecinin sürdürülmesini sağlayacaktır. İkinci yol ise burjuva demokratik cumhuriyeti kurumsallaştırarak yeni demokratik devrimi geriletecektir.

Yani, parti içinde sürmekte olan iki çizgi mücadelesinde bir hat Federal Halk Cumhuriyeti’nin kapısını açarak Nepal yeni demokratik devrimini sürdürmeyi savunurken, bir hat da burjuva demokrasisini kurumlaştırarak yeni demokratik devrimi geriletmeyi savunuyor. Partinin içinde sürmekte olan bu çizgi mücadelesinin ne denli önemli, ne denli kritik olduğunu belirtmenin lüzumu var mı, bilmiyorum. Ancak kimileri, devrimi savunmak ve sürdürmek adına verilmekte olan bu ideolojik mücadelenin önemini yadsıyarak, bilimsel sosyalizmin bu temel yapıtaşını “koltuk kavgası” gibi lanse etmeye çalışıyor. Bu tutumun sağ oportünizmin bir ifade biçimi olduğu ve karşıdevrime hizmet ettiği açıktır. Nepal yeni demokratik devriminin ilerlemesi ve Federal Halk Cumhuriyetinin inşası ancak ve ancak, partimiz içinde kimi yoldaşların da benimsediği, bu karşıdevrimci yaklaşımın yok edilmesiyle gerçekleşebilir. Bu, bütün devrimcilerin vazifesidir.

30 Ağustos 2011

 



[1] Bu Partililerin halk arasında, emekçi halkın acil sorunlarına kimi geçici çözümler yaratabilmek için katıldıkları bir birimdir. Burada yer alan gönüllüler yol, baraj, sulama vs. tarzı kimi çalışmalara katılmaktadır.

[2] Burada Prachanda’dan söz ediliyor.